|
|
|
Afet Hazırlık ve Müdehale
|
|
|
|
|
Tüm Haberler ve Duyurular
|
|
|
|
|
|
|
|
GENÇ-İMO STAJ BAŞVURULARI
Staj yapmak isteyen öğrencilerin 14 Mayıs 2010 Cuma günü mesai bitimine kadar İMO Ankara Şubesi'ne ekteki formu doldurarak şahsen başvurmaları gerekmektedir.
|
|
ANKARA’DA ULAŞIM ZAMLARINI PROTESTO İÇİN 27 MART’TA MİTİNG DÜZENLENİYOR
Türkiye’nin en pahalı ulaşımının olduğu Ankara’da, “Kâr için değil halk için ulaşım” sloganıyla hareket eden Ulaşım Hakkı Ortak Mücadele Grubu, 27 Mart 2010 Cumartesi günü saat 14.00’te Kolej Meydanı’nda miting düzenleyecek. Ulaşım Hakkı Ortak Girişimi’nde TMMOB Ankara İKK, KESK Ankara Şubeler Platformu, siyasi partiler, Halkevleri, TÜDEF, Tüketici Hakları Derneği gibi kurumlar bulunuyor.
|
|
|
|
|
|
|
|
ASIL ŞİMDİ BAŞLIYORUZ
İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi 3 Mart 2010 Çarşamba günü basın açıklması yaptı.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ SEÇİMLERİ YAPILDI
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi 19. Olağan Genel Kurulu 23 Ocak 2010 Cumartesi günü İMO Kongre ve Kültür Merkezi Teoman Öztürk Salonu, seçimleri ise 24 Ocak 2010 Pazar günü Mimar Kemal İlköğretim Okulu’nda yapıldı.
|
|
18. DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası 18. Dönem çalışma Raporu yayımlandı. Çalışma Raporu için tıklayınız.
|
|
|
|
İMO ANKARA ŞUBESİ 19. OLAĞAN GENEL KURULU
GENEL KURUL:
Tarih: 23 Ocak 2010 Cumartesi
Saat: 10.00
Yer: İMO Ankara Şubesi Necatibey Cad. No: 57 Kızılay ANKARA
SEÇİMLER:
Tarih: 24 Ocak 2010 Pazar
Saat: 09.00-17.00
Yer: Mimar Kemal İlköğretim Okulu Yüksel Cad. Kızılay / ANKARA
|
|
"YENİ BİR KIZILAY DÜŞÜNÜYORUM" FORUMU
Çankaya Belediyesi 26 Aralık 2009 Cumartesi günü İnşaat Mühendisleri Odası KKM Teoman Öztürk Toplantı Salonu'nda "Yeni Bir Kızılay Düşünüyorum" başlıklı forum düzenliyor.
|
|
|
|
GENÇ-İMO TEMSİLCİLERİNİ SEÇTİ
genç-İMO Ankara üyeleri 6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kanunu 39. maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanan ve 27 Nisan 2007 tarihinde yürürlüğe giren Öğrenci Üye Yönetmeliği’nin 11. maddesi gereğince sınıf ve üniversite temsilcilerini seçti.
|
|
GENÇ-İMO TEMSİLCİLERİNİ SEÇİYOR
6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kanunu 39 ncu maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanan 27 Nisan 2007 tarihin’de yürürlüğe giren öğrenci üye yönetmeliğinin 11. Maddesi gereğince İMO öğrenci üyeleri arasından 2010 yılı sınıf ve üniversite temsilcileri seçimi yapılacaktır.
|
|
Özet:Emeklilerin konuyla ilgili olarak bilgilendirilmesi ve hükümetin uyarılması amacıyla 11 Haziran 2010 tarihinde saat 10.00'da bir basın açıklaması ve saat 18.00’e kadar sürecek bir oturma eylemi yapılacaktır.
Özet:TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca bir dilekçe üzerine Birliğimiz hakkında başlatılan inceleme hakkında 11 Mayıs 2010 tarihinde TMMOB Örgütlülüğüne yönelik bir mesaj yayımladı.
Özet:TÜDEF tarafından ulaşım zamları hakkında 6 Mart 2010 Cumartesi günü Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde kitlesel basın açıklaması yapılacaktır.
Özet:Staj yapmak isteyen öğrencilerin 14 Mayıs 2010 Cuma günü mesai bitimine kadar İMO Ankara Şubesi'ne ekteki formu doldurarak şahsen başvurmaları gerekmektedir.
Özet:Türkiye’nin en pahalı ulaşımının olduğu Ankara’da, “Kâr için değil halk için ulaşım” sloganıyla hareket eden Ulaşım Hakkı Ortak Mücadele Grubu, 27 Mart 2010 Cumartesi günü saat 14.00’te Kolej Meydanı’nda miting düzenleyecek. Ulaşım Hakkı Ortak Girişimi’nde TMMOB Ankara İKK, KESK Ankara Şubeler Platformu, siyasi partiler, Halkevleri, TÜDEF, Tüketici Hakları Derneği gibi kurumlar bulunuyor.
Özet:İMO Genel Kurulu ve seçimleri 12-14 Mart tarihlerinde İMO Kültür ve Kongre Merkezi Teoman Öztürk Salonu'nda yapıldı.
Özet:TÜDEF tarafından ulaşım zamları hakkında 6 Mart 2010 Cumartesi günü Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde kitlesel basın açıklaması yapılacaktır.
Özet:8 Mart Dünya Kadınlar Günü Pazartesi saat 12.00'de Kolej'de "TMMOB'li Kadınlar" pankartı altında alanlardayız. Katılımınızı bekliyoruz.
Özet:İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi 3 Mart 2010 Çarşamba günü basın açıklması yaptı.
Özet:İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi 26 Şubat 2010 Cuma günü basın açıklaması yaptı.
Özet:İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi 26 Şubat 2010 Cuma günü basın açıklaması yaptı.
Özet:İMO 41. Dönem 5. danışma Kurulu Toplantısı 11 Mart 2010 Perşembe günü Ankara'da İMO KKM Teoman Öztürk Toplantı Salonu'nda yapılacaktır.
Özet:42. Dönem İnşaat Mühendisleri Odası Olağan Genel Kurulu ve Seçimleri çoğunluklu olarak 05-07 Mart 2010 tarihlerinde, çoğunluk aranmaksızın 12-14 Mart 2010 tarihlerinde Ankara’da yapılacaktır.
Özet:İnşaat mühendisleri Tekel işçisinin yanında, dayanışma grevinin içinde olacaktır
Özet:Odada Makro Programlama Kursu Açılıyor. 8 Martda başlayacak Kursa Son Başvuru 5 Martda son buluyor.
Özet:TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi 19. Olağan Genel Kurulu 23 Ocak 2010 Cumartesi günü İMO Kongre ve Kültür Merkezi Teoman Öztürk Salonu, seçimleri ise 24 Ocak 2010 Pazar günü Mimar Kemal İlköğretim Okulu’nda yapıldı.
Özet:TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası 18. Dönem çalışma Raporu yayımlandı. Çalışma Raporu için tıklayınız.
Özet:İMO Serbest İnşaat Mühendisliği Hizmetleri Uygulama, Tescil, Denetim ve Belgelendirme Yönetmeliği’nin 10. ve 15. maddeleri ile Bütçe Uygulamaları Esasları kapsamında İTB yenileme ücreti, SİM belgesi onay ücreti ve 2010 yılı oda aidat uygulaması için tıklayınız:
Özet:GENEL KURUL:
Tarih: 23 Ocak 2010 Cumartesi
Saat: 10.00
Yer: İMO Ankara Şubesi Necatibey Cad. No: 57 Kızılay ANKARA
SEÇİMLER:
Tarih: 24 Ocak 2010 Pazar
Saat: 09.00-17.00
Yer: Mimar Kemal İlköğretim Okulu Yüksel Cad. Kızılay / ANKARA
Özet:Çankaya Belediyesi 26 Aralık 2009 Cumartesi günü İnşaat Mühendisleri Odası KKM Teoman Öztürk Toplantı Salonu'nda "Yeni Bir Kızılay Düşünüyorum" başlıklı forum düzenliyor.
Özet:İMO Serbest İnşaat Mühendisliği Hizmetleri Uygulama, Tescil, Denetim ve Belgelendirme Yönetmeliği kapsamında 2010 yılı İTB yıllık onayında aranılacak belgeler için tıklayınız.
Özet:genç-İMO Ankara üyeleri 6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kanunu 39. maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanan ve 27 Nisan 2007 tarihinde yürürlüğe giren Öğrenci Üye Yönetmeliği’nin 11. maddesi gereğince sınıf ve üniversite temsilcilerini seçti.
Özet:6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kanunu 39 ncu maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanan 27 Nisan 2007 tarihin’de yürürlüğe giren öğrenci üye yönetmeliğinin 11. Maddesi gereğince İMO öğrenci üyeleri arasından 2010 yılı sınıf ve üniversite temsilcileri seçimi yapılacaktır.
EMEKLİLERDEN ALINAN MUAYENE ÜCRETLERİ PROTESTO EDİLECEK
Tüm Emekliler Sendikası (DİSK / Emekli-Sen) tarafından, 01 Ekim 2008 tarihinden sonra, sağlık kurumlarına başvuranlardan muayene ücreti, katılım/katkı payı ve ilaç katkısı adı altında maaşlarından kesinti yapıldığı, bu uygulamanın tepki çekmemek amacıyla hükümet tarafından hayata geçirilen bir uygulama olduğu belirtilerek, söz konusu uygulamaya dair emeklilerin bilgilendirilmesi ve hükümetin uyarılması amacıyla 1 Haziran 2010 tarihinde saat 10.00'da bir basın açıklaması ve saat 18.00’e kadar sürecek bir oturma eylemi yapılacaktır.
DEVLETİN NEO-LİBERAL DÖNÜŞÜMÜ
VE
BAYINDIRLIK BAKANLIĞI’NIN TMMOB İNCELEMESİ
Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Bakanlık: Herkes TMMOB peşinde…
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği makamına gönderilen, TMMOB hakkında asılsız iddialarla dolu ve TMMOB iktidar ilişkisi hakkındaki ifadelerinden dolayı kimlerce yazıldığı her halinden belli bir dilekçe, “Genel Sekreterlikçe Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu‘na iletiliyor. Kurul tarafından "ciddiye" alınan dilekçe, 12.01.2010 tarihinde gereği için Başbakanlığa gönderilmiştir. Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı dilekçeyi 29.01.2010 tarihinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı‘na iletmiş, Bakanlık da, gereği için 03.02.2010 tarihinde konu ile ilgili olarak Bakanlık Teftiş Kurulu‘nu görevlendirmiştir. Konu Birliğimize "belge ve bilgi istemli" 06.05.2010 tarihli yazı ile aktarılarak "inceleme" başlatılmıştır.” Devlet bürokrasisi adına sevindirici bir işleyiş biçimi. Keza RTÜK, Deniz Feneri, Hrant Dink ve benzeri davalarda aylarca yerlerine ulaşmayan belgeler, kaale bile alınmayan dilekçeler akla geldiğinde, neredeyse 15 gün içinde ilgili kuruma kadar gelmiş olan bu konu belli ki özel ilgiyi hak etmiş.
Fakat TMMOB’ye yönelik bu özel ilgi sadece dilekçenin önemli görülmesi ve işleme sokulmasıyla sınırlı değil; TMMOB’nin açıklamasında yer alan şu satırlar özel ilginin de ötesindeki yönelimi gözler önüne seriyor: “Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan rapor, yazıyla istememize rağmen "gizli" olduğu gerekçesiyle konunun muhatabı ve raporun "konusu" olan Birliğimize verilmezken, nasıl olduysa "birilerinin" eline geçmiş, birileri söz konusu raporu bizden önce inceleyebilmiş, "eksiklerini" tespit ederek, "asılsız ve mesnetsiz" iddialarla Cumhurbaşkanlığına başvurabilmiştir.” Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlıkça TMMOB’nin denetimi için gerekçe oluşturan bu dilekçenin “gizli” olan ve birliğimize dahi verilmeyen Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan rapora atıfta bulunabilmesi hukuk devletinin sınırlarının dışındaki bir işleyişi gözler önüne sermiyor mu? Bunun yanında mevcut hükümetin iktidara geldiğinden beri artık olağanlaşan, gizli belgelerin belirli yerlere servis edilerek kamuoyuna duyurulması uygulamasının bir örneğini oluşturması da dikkate değer.
Birliğimiz TMMOB’nin açıklamasında ilgi çekici diğer bir önemli saptama ise Cumhurbaşkanlığının tarafsızlık konumunu kaybetmiş olmasının tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmesidir. Bu güne kadar hiçbir cumhurbaşkanı meslek örgütlerinin “etkin ve verimli şekilde hizmet yürütmelerinin geliştirilmesinin sağlanması” gerekçesiyle baskı oluşturacak bir denetleme sürecini kendi bünyesinde yapmamıştır. Öyle ki bu rapor genelde meslek örgütlerinin özelde ise TMMOB’nin iktidara muhaliflik yapmasını bile “suç” kapsamında görecek kadar tarafgir bir anlayışla hazırlanmıştır. Bu raporla “Cumhurbaşkanlığı makamı, siyasal iktidarın bir komisyonu gibi veri hazırlamış ve önermelerde bulunmuştur. İktidarın yardımcı organı gibi çalışmış ve siyasette taraf olmuştur.”
Hükümet değil; bir bütün olarak devlet dönüşüyor…
Bu ve benzeri uygulamalar, tek başına incelendiğinde iktidarın belirli kurumlarla olan kavgasını yansıtan görünümler olarak ortaya çıksa da, yargıyı denetim altına alacak düzenlemelerden Deniz Baykal’la ilgili kaset olayına, TMMOB denetiminden diğer sendikalara uygulanan benzer baskılara, “demokratik açılım”ın Türk-İslam sentezinin bölgede hakim kılınmasını amaçlayan bir tasfiyeye dönüşmesinden Tekel İşçileri nezdinde somutlaşan güvencesizleştirmeye kadar görüntüleri birleştirdiğimizde ortaya çıkan şey neo-liberalizmin yeni devlet tasarımıdır. Bu devlet tasarımının şimdiye kadarki görünümlerinden okuyabildiğimizi iki temeli şöyle betimleyebiliriz: bir yandan devlet bu zamana kadar kendi bünyesinde barındırdığı üretim faaliyetinden vazgeçip bu alanı sermayeye bırakırken aynı zamanda üretimin öznesi olan işçileri de sermayenin kucağına 4c ve benzeri uygulamalarla güvencesiz ve ucuz işgücü olarak bırakıyor; bunu yaparken de bunun karşısında durabilecek toplumsal muhalefet odaklarını sermaye için saf dışı bırakacak polis devleti uygulamalarını devreye sokuyor; diğer yandan da devlet TMMOB ve benzeri kurumlar üzerindeki baskısını arttırarak –eğer bunları ele geçiremediyse- kendi üzerindeki denetimden kurtulmaya çabalıyor. Böylece neo-liberalizmin devletin küçültülmesi efsanesi tüm denetimlerin üzerinden kaldırıldığı bir zor aygıtına dönüşen devlet tasarımı altında 20 ve 21. yüzyılın en büyük yalanına dönüşüyor. Öyle ki yürütme-yargı ve yasama arasındaki güçler ayrılığı ilkesinin diktatörlük uygulamalarındakine benzer biçimde güçler-birliğine dönüştürüldüğü, Cumhurbaşkanlığı makamının da bu güçler-birliği içine dâhil edildiği tek elden kontrol edilen çok daha güçlü bir devlet biçimi ortaya çıkıyor.
Peki bu durumu AKP’nin sadece Türkiye’deki uygulamaları üzerinden okumak ya da AKP’nin ülke koşullarından dolayı veya kendi amaçlarına ulaşmak için bu tür hareketlere başvurduğunu söylemek kendi başına yeterli midi? Siyaseti layığıyla yapacaksak, siyasalın zemininde ortaya çıkan bu tür hareketleri kişiler ya da lokal bir alanda politika yapan kurumlar üzerinden okumak sıradan değerlendirmelerin dışına çıkabilme olanağımızı ortadan kaldırır. Devletin Neo-liberal dönüşümü ve bir zor aygıtına dönüşmesi sadece Türkiye ile ilgili değil bütün dünyada ortaya çıkan bir dönüşümdür. Yunanistan’ın iflası, Portekiz’in benzer bir durumda olması, İspanya’nın memur maaşlarında %15 kesintiye gideceğini ve bir çok kamu hizmetini tasfiye etmeye yönelmesi, Türkiye’de AKP iktidara geldiğinden beri uygulanan Kamu Maliyesi politikası dünya kapitalist sisteminin kriziyle beraber ortaya çıkmışlardır. Sermaye ve devletler her zamanki gibi bu krizi de halkın üzerinden vergilerle ve emek gücünün değerini düşürerek çalışan kesimler üzerinden aşmaya çalışacaktır ve krizden de başka çıkış yolu yoktur. Bu nedenle dünyanın şimdiki efendilerine karşı Yunanistan gibi ülkelerde belirmeye başlayan isyan dalgası bütün dünyaya yayılma eğilimi göstereceği öngörüsünü çok önce yapan sermaye bu öngörüleriyle birlikte devlet mekanizmasını tekrardan şekillendirmek zorunda kalmıştır. Türkiye’de AKP nezdinde ortaya çıkan uygulamalar da devletin bu yeniden dizaynının görünür biçimleridir.
Bu sebeplerle birliğimiz TMMOB ve diğer kurumlar üzerinde uygulanan baskılar sadece bu denetlemeler aracılığıyla olup bitecek kısa dönemli uygulamalarla sınırlı kalmayacaktır. Neo-liberal dönüşümle beraber sermayenin çıkarlarının koruyuculuğu görevi verilen devletin bu yeni biçimi, hükümetler aracılığıyla kendi önünde engel olarak gördüğü emekten yana tüm kurumlara saldırılarını devam ettirecektir. İMO Ankara Şube olarak bu yeni dönemde, devlet kavramındaki dönüşümü dünyadaki gelişmelerle birlikte çok daha köklü biçimde analiz ederek, klasik savunma araçlarımızdan daha güçlü ve emeğin savunusunda ortaklaşan, “bir adım ileri” telaffuzunda içerilmiş olan anlamdan bile daha köklü bir değişime ihtiyacımız olacağını düşünüyor ve bu saldırılara karşı TMMOB’yi savunmak için sonuna kadar mücadele edeceğimizi deklere ediyoruz.
İMO Ankara Şube 19. Dönem Yönetim Kurulu
Yazının word haline ulaşmak için tıklayınız.
Taksim: 1 Mayıs Meydanı
Sorun Mekan Sorunu muydu?
Kimi zaman sınıflar mücadelesi sembolik mekan ve zamanlar üzerinden yürür ya da yürüyormuş gibi gözükür. Bazen Taksim olur bazen de Kızılay ya da bir üniversitenin yasaklı bahçesidir sembolik olan. Yıllarca yasaklanan 1 Mayıs olur ya da artık yasaklanamadığı için devlet kutlamalarına dönüştürülmeye çalışılan 21 Mart, Newroz tarihidir mücadelenin zemini. Tarih ve meydanlar üzerinden yürüyen hesaplaşma gittikçe esas meselenin tali bir hale gelmesine ve çok zaman da unutulmasına yol açar. Artık köşe kapmaca halinde bir sokak oyunu ve ‘hala buradayım’ diyen, nesnesini fetişleştiren bir bilinç durumu ortaya çıkar.
Peki durum gerçekten böyle midir? Özellikle son yıllarda DİSK, KESK, TMMOB ve devrimci grupların Taksim Meydanı’nı 1 Mayıs Meydanı haline getirmek için çabalaması nesnenin fetiş özelliği ile ve buna uyan yüzeysel bir bilinç durumu ile açıklanabilir mi? Yoksa yaklaşık 30 yıldır politik bir sınıf olma özelliğini kaybeden çalışanların yeni çalışma koşullarına ve emeğe yönelmiş olan saldırılara karşı tekrardan kendilerini daha örgütlü bir güç olarak ifade etme niyetlerini mi açığa çıkarır. “Sınıf siyaseti iflas etmiştir” diyenlerin ifadelerinin sadece çalışanların örgütlü güçlerini dağıtmaya ve sömürüyü daha da fazlalaştırmaya hizmet ettiği mi açığa çıkmıştır acaba?
Biz küresel ve yerel sermayenin uygulamalarının, güvencesizleştirmenin ve taşeronlaştırmanın yeni bir mülksüzleştirme ve işçileştirme sürecinin görünür biçimleri olduğunu düşünüyoruz. Kapitalizmin piyasaya egemen olmasından beri başlayan toplumun gittikçe daha fazla iki sınıfa ayrışması olgusunun tek tek ısrarcı ve inatçı öznelerin iradelerinden çok daha güçlü bir biçimde sürece damgasını vurduğunu görüyoruz. Yıllardır Taksim’i ve yurdun bütün yasaklı alanlarını, zamanlarını zorlayan bu iradenin işlevi de burada açığa çıkar. Taksim ısrarı hiçbir zaman bir mekan takıntısı olmamıştır ya da Türkiye’ye dair köklü bir toplumsal dönüşümün ana mücadele zemini; ısrar çalışanların örgütlülüğünün ve çeşitli manipülasyonlarla bölünmüş olan halkın politik bir sınıf olarak kurulmasında ısrardır. Mücadelenin devam ettiğine ve söylenen yalanlara kanılmadığına dair bir görüntüdür Taksim’de ısrar. Bazen 500 bazen de 5000 kişiyle yıllardır zorlanan bu alan sınıfın kendini, örgütlü gücünü görebilmesi için zorlanmıştır.
Mustafa Kumlu Konuşturulmadı: Sınıfın kendiliğinden hareketi…
Tekel Direnişi’nde bütün ayrıştırma çabalarına karşı emeğin nasıl birleştirdiğinin görülmesinden sonra Türkiye’de çalışanların mücadelesi hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktır. Çalışanların örgütlü güçlerini senelerdir kendi arka bahçesi haline getirmeye çalışan ve bunda da başarılı olan hükümetin çabaları, mücadele örgütü olmaktan çok iktidarın uygulamalarına payanda olan sendika ağalarını ve işbirlikçilerini tasfiye olmaktan kutaramayacaktır. Sermayenin uygulamalarını, “ne yapalım başka çare yok” gibi şaşırtıcı ifadelerle savunmaya kalkanların, insanların güvencesizleştirilmesi sırasında bile hükümetin iyi niyetinden bahsedenlerin sınıfın mücadele örgütlerinin başında durmaları/durabilmeleri bugünden itibaren mümkün olmayacaktır. Köklü toplumsal dönüşümlerin arefesinde çalışanların örgütlü güçleri ilk önce kendilerini politik bir bütünlük, bir sınıf olarak örgütleme çabasını gerçekleştirme amacında olurlar. Bugün Mustafa Kumlu’ya verilen tepkiyle çok yakında Hak-İş, Memur-Sen, Kamu-Sen vb örgütlülükler de karşılaşacaktır. Ama esas iş sınıfın bu kendiliğinden tepkisini organize biçimde örgütlü bir mücadelenin zemini haline getirmektir. On yıllardır Türkiye Demokrasi Mücadelesi’nin gerçek öncülerine, DİSK’e, TTB’ye, TMMOB’ye, KESK’e şimdi çok daha fazla iş düşmektedir. Çalışanların kendisini politik bir sınıf olarak örgütlemekle Türkiye Demokrasi Mücadelesini örgütlemek bir diğerinin önüne geçecek şekilde ayrı ayrı yapılacak işler değildir. Ezilenlerin her hak gaspında, bu saldırılara karşı gerçekten set çekmek hem demokrasi mücadelesinin programının çıkarılmasını hem de bu programın uygulayıcılarının oluşturulmasını sağlayacaktır. Bu yüzden Türkiye Demokrasi Mücadelesinin TMMOB, DİSK, KESK, TTB gibi samimi öncüleri bir adım ileridemeli ve yeni dönemi yeni mücadele pratikleriyle tanımlamalıdır.
Başbakan bahşetmiş!
“Kimsenin bu iktidardan kopara kopara aldığı bir şey yok. Kopara kopara alma güçleri varsa 1977'den beri neredeydiler?"
Dünyanın bütün zamanını kuşatan tek bir tanrısal zaman tasarımının, yani aslında tarihsizlik tasarımının, düşüncelerini kuşattığı bir siyasal gelenekten farklı bir ifade beklemek çok da mümkün değildi. Tayyip Erdoğan yukarıdaki cümleleri hala ol dedi ve oldu kültürünün bir sonucudur; tarih bilincinin olmadığı, varolanların ortaya çıkışlarının tarihsel bir evrime dayandığının anlaşılamadığı bir düşünme durumudur. Kendi ifadelerini, tarihte ilk kez söylenmiş gibi büyük bir gururla dinleyenlere şunu açıkça söylemek gerekir. Adem ve Havva’dan beri kimse bu kadar emin ve rahat konuşamaz. Ama şaşırtıcı değil; keza Kürt ve Alevi açılımlarında da, sanki bu ülkede yıllardır bunların mücadelesini verenler yokmuş da ilk defa kendileri bu süreci örgütlüyorlar havası yaratmadılar mı? Ama yine de Başbakan merak ediyorsa 1977’den beri nerede olduğumuzu söyleyelim: 1989’da Mehmet Akif Dalcı olarak Taksim’e gidiyorduk, öldürüldük; Hasan Albayrak, Dursun Odabaşı ve Levent Yalçınolarak 1996 1 Mayıs’ında öldürüldük, daha pek çoğumuz Taksim çıkışlarında coplandık ve işkencelere maruz kaldık; 2007, 2008, 2009 1 Mayıs’larında gaz bulutu içindeki İstanbul’daydık. 33 senedir bir sene bile aksatmadan sizin gibilerin sermayeye açmaya çalıştığı alanları bırakmamak için mücadele ettik. Sizin için bir nostalji olan grev gömleğini her sene, her haksızlığa karşı giydik. Sizin gibi “mağduriyetinden şanlı bir zalim olarak mezun olmadık”.
Sizler için geçmiş belki nostalji olabilir; bizim içinse yeni bir dünyanın basamaklarıdır.
Yazıyı PDF olarak bülten formatında görmek için tıklayınız.
GENÇ-İMO STAJ BAŞVURULARI
Staj yapmak isteyen öğrencilerin 14 Mayıs 2010 Cuma günü mesai bitimine kadar İMO Ankara Şubesi'ne ekteki formu doldurarak şahsen başvurmaları gerekmektedir.
Ayrıntılı bilgi için:
Mahir Kaygusuz
0 312 294 30 72
Başvuru Formu
ANKARA’DA ULAŞIM ZAMLARINI PROTESTO İÇİN 27 MART’TA MİTİNG DÜZENLENİYOR
Türkiye’nin en pahalı ulaşımının olduğu Ankara’da, “Kâr için değil halk için ulaşım” sloganıyla hareket eden Ulaşım Hakkı Ortak Mücadele Grubu, 27 Mart 2010 Cumartesi günü saat 14.00’te Kolej Meydanı’nda miting düzenleyecek. Ulaşım Hakkı Ortak Girişimi’nde TMMOB Ankara İKK, KESK Ankara Şubeler Platformu, siyasi partiler, Halkevleri, TÜDEF, Tüketici Hakları Derneği gibi kurumlar bulunuyor.
27 Mart tarihinde yapılacak mitingle ilgili olarak 24 Mart 2010 Çarşamba günü Yüksel Caddesi‘nde basın açıklaması düzenlendi. Basın açıklaması öncesinde ve sonrasında Yüksel Caddesi ile Konur Sokak‘ta Ankaralıları mitinge çağıran el bildirileri dağıtıldı. "Gökçek elini cebimizden çek", "Ulaşım haktır satılamaz", "Baskılar bizi yıldıramaz","Gökçek gidecek bu çile bitecek" sloganlarının atıldığı eylemde Ulaşım Hakkı Ortak Mücadele Grubu adına TÜDEF Genel Başkanı Ali Çetin yaptığı açıklamada, "Dünyanın en pahalı akaryakıtı Türkiye‘de, Türkiye‘nin en pahalı ulaşımı Ankara‘da, kâr için değil halk için ulaşım, 27 Mart saat 14.00‘de Kolejdeyiz" diyerek başladığı konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Tüketici örgütleri olarak açtığımız 2 mahkeme kararı ile toplam 50 krş zammı geri almak yerine ortalığı karıştıran İbrahim Melih Gökçek ve bunu destekleyen Başbakana karşı Ankaralılar bir araya geldik ve Ulaşım Hakkı Mücadele Grubu olarak halkımızı 27 Mart Kolej‘de gerçekleşecek mitingimize davet ediyoruz. Mahkeme kararı: Toplu ulaşım bir haktır, kâr amacı güdülemez. TÜDEF kanuna karşı hile yoluna gidildiği için İbrahim Melih Gökçek ve EGO Genel Müdürü Ömer Ulu hakkında tekrar suç duyurusunda bulundu. Ankara 9. İdare Mahkemesi nihai kararını Şubat 2009‘da taraflara tebliğ etti. Daha önce mahkeme kararını uygulamamaktan dolayı ceza alan ve cezası ertelenen İbrahim Melih Gökçek, UKOME‘yi yeniden topladı. Mahkeme kararı ile toplam 50 Krş olan zammı geri almak yerine, 2004 yılında geçerli olan tarifeye dönülmesi kararı aldırdı. Ulaşım fiyatlarını mahkemeler değil Gökçek çıkarttı-indirdi tekrar çıkardı. Tüm Ankaralıyla ve yargıyla oynadı. Bilerek oyun yaptı. UKOME 9. İdare Mahkemesi‘nin gerekçesine ve günün koşullarına uygun yeni bir karar alabilirdi. Böyle bir karar almadı aldırılmadı. Onun yerine kaos ve terör yaratmak için karar alındı. Özel toplu taşım esnafı 50 Krş indirim yerine 95 Krş indirim ile halkın üzerine kışkırtıldı. UKOME‘nin yapısı demokratik değildir. Asker, polis, bürokrat, belediye temsilcileri UKOME‘yi oluşturmaktadır. Tüketici temsilcileri, TMMOB, şehir plancıları, işçi temsilcileri yani toplu taşıma kullanan halk UKOME‘de yoktur. UKOME‘nin yapısı değiştirilmelidir. Türkiye bu süreçte yargı üzerinde en koyu baskıya şahit oldu. Ankaralı keyfiliğe ve kanunsuzluğa teslim edildi. İbrahim Melih Gökçek medya üzerinden yalanları ile esnafı kışkırttı, ucuz ulaşım hakkı isteyen tüketicilere saldırdı. Mahkemeleri tehdit etti. Yargıyı yargıçları tehdit etti. Bunlar yetmedi Anayasa tarafından tüketiciyi korumakla görevlendirilmiş Başbakan da saldırılara katıldı. Mahkemeler suçlandı. Tüketiciler suçlandı. Ulaşım hakkı üzerinde yargı ile hesaplaşma yoluna gidildi. Bizzat iktidardakilerden kaynaklanan bu şiddet ortamında daha önce aynı konuda 5 yılda karar veren Ankara 2. İdare Mahkemesi bu kez 5 günde karar verdi. İdare hukukun tüm ilkeleri yok sayılarak ucuz ulaşım uygulamasını durdurdu. Bu noktada yine sağduyulu davranılıp makul bir tarife yürürlüğe koymak yerine bir kez daha UKOME halka karşı el kaldırdı.UKOME, İbrahim Melih Gökçek‘in bir oyunlarına alet olmuştur, yargıya hesabını verecektir. Baskılar devam etmektedir. Dün Federasyonumuza bağlı TÜKODER‘e (Tüketiciyi Koruma Derneği) Valilik kanalıyla SGK müfettişleri gönderdiler. Milyonlarca işçi sigortasız, kaçak çalışırken, Başbakanın bile çetelesini tuttuğu yabancı işçiler modern köleler olarak sömürülürken tüketici derneklerinde gönüllü katkı verenleri fişlemeye geldiler. Ancak yılmayacağız. Ne örgütlerimize baskılar, ne ölüm tehditleri ne kışkırtmalar asla bizleri hak mücadelesinde geri koyamaz. Ankara‘daki tüm emekten yana örgütler, tüm siyasi partiler, tüm demokratik kitle örgütleri el ele omuz omuzayız. Ucuz ulaşım hakkımızı birlikte savunuyoruz ve alacağız. Baskılara karşı tepkilerimizi demokratik yollarla göstermek anayasal hakkımızdır. Hep bir ağızdan ulaşım hakkımızı haykıracağız." İMO, DEMOKRASİ VE HOŞGÖRÜ GELENEĞİNİ GELECEĞE TAŞIYOR
İnşaat Mühendisleri Odası 42. Olağan Genel Kurulu tamamlandı.
Genel Kurul, İMO Kültür ve Kongre Merkezi Teoman Öztürk Salonu’nda 12 Mart Cuma günü başladı.
Dünya İnşaat Mühendisleri Konseyi (WCCE) Başkanı Emilio Colon ve Avrupa İnşaat Mühendisleri Konseyi (ECCE) Başkanı Vassilis P. Economopoulos’un da katılarak delegelere seslendiği Genel Kurul, 14 Mart Pazar günü yapılan seçimlerle son buldu.
Genel Kurul’un ilk iki günü boyunca 41. Döneme ilişkin görüş, eleştiri ve öneriler dile getirildi. Bu değerlendirmeler, seçim sonunda görevlerine devam eden 41. Dönem Yönetim Kurulu tarafından yeni dönemin hedefleri olarak kabul edildi.
Genel Kurul boyunca İMO’nun demokrasi, barış ve hoşgörü geleneği bir kez daha sergilendi. Bütün değerlendirmelerin, 75 bini aşkın inşaat mühendisinin örgütü olan İMO’nun geleceğe daha da güvenli taşınması için yapıldığı Genel Kurul’a, ortak emek ve birliktelik duyguları hakimdi.
İki anahtar listenin yanı sıra bireysel adayların yarıştığı seçimlerin sonucunda yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluştu:
Hamdi Serdar Harp, Alaettin Duran, Levent Darı, Züber Akgöl, Durmuş Galip Kılınç, Şükrü Erdem, Metin Korkmaz.
Seçimlerde diğer organlar için de şu isimler belirlendi:
Onur Kurulu
H. Ülkü Özer
Ömer Zafer Alku
Yusuf Turabi
Mustafa Selmanpakoğlu
Ali Rıza Yücel
Denetleme Kurulu
Ali Osman Kara
Murat Özenir
Şükrü Hamarat
Nebil Yengüner
Nejat Gökhan Gürkaya
Zafer Akyüz
Melih Görk
Ali Gültekin Ekmekçioğlu
Ahmet Haşimi
Danışma Kurulu
Murat Gökdemir
Hakkı Nadir Çelebi
Nusret Suna
Serdar Kubilay
Dursun Bulut
Zahi Ekmekçioğlu
Turan Kapan
Sadi Sürenkök
Jale Alel
Şahin Tüzen
Coşkun Kaya
İbrahim Koç
Hacı Ataseven
Mecit Şekercioğlu
Mehmet Serdar Uygur
TMMOB Yönetim Kurulu Üyeliği
Selçuk Uluata
Ahmet Kavalcı
Mustafa Akyunak
TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyeliği
Ö. Selçuk Uygun
TMMOB Denetleme Kurulu Üyeliği
Köksal Şahin ULAŞIM ZAMLARI HAKKINDA BASIN AÇIKLAMASI YAPILACAK
Tüketici Dernekeleri Federasyonu (TÜDEF) tarafından açılan dava sonucu Ankar'da ulaşım zamlarının Pazartesi günü itibari ile geri alınacak olmasına karşı, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek başta olmak üzere, halk otobüsleri işletmecileri ile dolmuş sahiplerinin başlattığı karalama girişimlerine karşı 6 Mart 2010 Cumartesi günü saat 12.00'de Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde kitlesel basın açıklaması yapılacaktır.
Katılımınızı bekliyoruz.
TMMOB ANKARA İL KOORDİNASYON KURULU 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ALANLARDAYIZ
8 Mart Dünya Kadınlar Günü Pazartesi saat 12.00'de Kolej'de "TMMOB'li Kadınlar" pankartı altında alanlardayız. Katılımınızı bekliyoruz.
ASIL ŞİMDİ BAŞLIYORUZ…
TEKEL DİRENİŞİ YENİ BİR KAVŞAKTA…
Tek Gıda-İş sendikasının 4/C’ye başvuru süresinin uzatılması için Danıştay’a yapmış olduğu dava başvurusunun olumlu sonuçlanması üzerine Tekel İşçileri’nin mücadelesi yeni bir boyut kazanıyor. Sakarya Caddesi’ne kurulan çadırların kaldırılmasından sonra mücadele mekanının bütün ülke olduğunun ilanı aynı zamanda mücadelenin sınırlarının da genişleyeceği anlamına geliyor.
AKP’nin “ya 4/C ya da işsizlik” oldu bittisine sıkıştırmaya çalıştığı tartışma zeminini büyütmek ve genişletmek şimdi hepimizin görevi. Taşeron, 4/C, istihdam büroları vb. güvencesizleştirmenin bütün biçimleri yeni mücadele perspektifinin içine alınmalı, emek yoğun sektörlerden mimar, mühendis, doktor ve akademisyenlere kadar bütün çalışanların birleşik mücadelesi yaratılmalıdır. Tasfiye edilen Tariş İplik fabrikasındaki işçi, sözleşmeli ve ataması yapılmayan öğretmen, evi yıkılan Mamaklı, eğitim giderlerini karşılayamayan öğrenci; bunların hepsi sermayenin bir ve ortak saldırısının mağdurları, aynı zamanda da gelişebilecek yeni bir toplumsal muhalefetin özneleridir.
Tekel İşçisi sadece Tekel İşçisi değildir…
Onlar Türkiye’de bu zamana kadar kazanılmış olan bütün hakları tasfiye edilmeye çalışılan yurttaşların, köleleştirilen işçilerin, işçileşen mühendisin, siyasal bir taraf olmaktan çıkarılarak dinsel ve etnik manipülasyonlarla bölünmeye çalışan sınıfın ve sermaye karşısında tamamen mülksüzleştirilerek sınıflaşan bir halkın görünümüdürler.
Görevimiz yolu seçmek değil yeni bir yol inşa etmektir…
Tekel İşçileri yaşamış oldukları sorunun sadece “yanlış özelleştirmelerin sonucu” olmadığını gösterdi. Onların nezdinde görünüşe çıkan şey, sadece Türkiye ile de sınırlı olmayan, tüm emeğe karşı saldırı biçimini alan yeni çalışma koşullarının dayatılmasıydı: 4/C, 4/B, sözleşmeli, ücretli vs. Mücadelemiz bunlardan birini seçmenin ya da bunlardaki koşulları daha da iyileştirmenin mücadelesi değildir. Mücadelemiz dünyanın şimdiki biçiminin adaletsizliğine karşı, dünyayı yeniden ve başka bir biçimde sahiplenmenin yolunu inşa etmenin, onu kazanmanın mücadelesidir.
İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Tekel İşçileri’nin mücadelesini bu bilinçle sahiplenmeye ve sürecin sadece destekçisi değil, öznesi olmaya kararlıdır.
İMO Ankara Şube
19. Dönem Yönetim Kurulu
ARTIK EVİNDE ÖLMEK DE ZOR…
Tekel işçisi Hamdullah Uysal direniş çadırlarından çıkıp namazını kılmaya giderken sabah 5:30’da geçirmiş olduğu trafik kazasında hayatını kaybetti.
Balıkesir’in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy’deki Şentaş Madenciliğe ait kömür ocağındaki grizu patlamasında biri maden mühendisi 13 işçi hayatını kaybetti. Aynı maden ocağında 2006’daki grizu patlamasında da 17 işçi hayatını kaybetmişti
73 gündür, yeni çalışma koşullarına karşı çıkışın simgesi haline gelen Tekel Direnişi için Ankara’da bulunan, Tekel Samsun işletmesinde çalışan Hamdullah Uysal’ın ve yeni çalışma koşullarında sermayeye sağlanan esnekliğin kurbanı olan 13 maden işçisinin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Suçlu, yeni çalışma koşullarının tavizsiz savunucusu AKP Hükümeti’dir.
İktidara geldiği 7 yıldan beri her geçen gün çalışanların haklarına dair yeni bir saldırıyla karşımıza çıkan hükümet, artık hiç kuşku yok ki, vahşi liberalizmin ülkemizdeki temsilcisi olarak kendini örgütlemektedir. Ücretlerden güvenceli çalışma hakkına, çalışma sürelerinden emekçilerin örgütlü güçleri olan sendika ve meslek örgütlerinin tasfiyesine kadar her düzeyden saldırıyı sermaye adına yürüten hükümet, emekçilere sefaleti ve ölümü reva görürken işverenlere ise güvencesiz, güvenliksiz ve açlık sınırlarında çalıştırmanın önünü açan olanaklar sunmaktadır.
AKP Hükümeti’nin çalışma ve emekten habersiz ilgili bakanlıklarına hatırlatmak isteriz ki: dişlisi kırılan bir makine kolu ile kolu kopan bir işçi aynı düzeyde iş zayiatı değildir.
Herkes tarafını seçsin…
AKP Hükümeti masaya bile oturmayan tavrı ile sınıf mücadelesinin, ortak çıkarların konsensüs ile bulunacağı pazarlık süreçlerine izin vermediği gerçeğini bir kez daha göstererek sermayeden yana olduğunu açıkça deklare etti. Şimdi emekten yana olanların bir araya gelme zamanıdır. İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi emeğin savunusunun her düzeyde öznesi ve destekçisi olmaya devam edecektir. Bu taraf olmanın açık beyanıdır.
4/C ve 4/B’ye izin vermeyelim
Yeni Çalışma Koşullarına HAYIR
İMO Ankara Şubesi
19. Dönem Yönetim Kurulu
ÇALIŞANLAR HAKLARINI KORUYACAK…
YENİ HAKLAR KAZANACAKTIR.
Hükümet çalışanlara saldırıyor: Demokratik haklar ayaklar altında…
Hükümet taşeronlaştırmayı ve taşeronu savunmak için sokakta: Sendikaya polis engeli...
Güvencesizleştirmeye karşı aktif mücadele yürüten Dev Sağlık-İş Sendikasının taşeronlaştırmaya karşı Adana’da Çukurova Üniversitesi Balcalı Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesindeki temsilciliği aracılığıyla kazanmış olduğu zaferi tüm Türkiye’de güvencesizleştirmeye karşı bir kampanyaya dönüştürmek amacıyla Ankara’da yapmış olduğu yürüyüş hükümetin kolluk güçleri tarafından engellenmek istendi.
Ölen işçiye de saygı yok: AKP binaları polis korumasında…
Özelde çalışanların genelde ise bütün yurttaşların kazanılmış haklarının tasfiye edilmesi görevini layığıyla yerine getirmeye çalışan hükümet artık halkla arasına polis barikatı kurmak zorunda kalıyor. Tekel İşçileri, arkadaşları Hamdullah Uysal’ın ölümünden ve cenazesinin işçilerden kaçırılmasından sorumlu tuttukları AKP’nin, Ankara İl Binası’na giderek demokratik tepkilerini göstermek istediler. Fakat kapısı emekçilere her daim kapalı olan AKP, işçilerin 13’ünü polis aracılığıyla gözaltına aldırarak toplumsal muhalefete karşı kendi görevini bir kez daha göstermiş oldu.
Çalışanların Örgütlü Güçleri saldırılara yanıt verecektir…
AKP, güvencesizleştirme ve taşeronlaştırma uygulamalarını hayata geçirmek için saldırılarını polis şiddeti ile de perçinlemeye çalışmaktadır. Varolan durum çalışanların haklarına yönelmiş olan bu saldırıların münferit vakalar olmadığını gösteriyor. Sermayenin yeni stratejisine karşı emek örgütleri topyekün mücadele etme olgunluğuna ve kabiliyetine sahiptir. İMO Ankara Şubesi bu konuda üzerine düşen görevleri yerine getirmeye hazırdır.
İMO Ankara Şube
19. Dönem Yönetim Kurulu İMO 41. DÖNEM 5. DANIŞMA KURULU TOPLANTISI
İMO 41. Dönem 5. danışma Kurulu Toplantısı 11 Mart 2010 Perşembe günü Ankara'da İMO KKM Teoman Öztürk Toplantı Salonu'nda aşağıda belirtilen gündem dahilinde gerçekleştirilecektir.
GÜNDEM
1.Açılış
2. Oda 42. Genel Kurul Hazırlık çalışmalarının değerlendirilmesi
3. Dilek ve temenniler, kapanış
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI 42. OLAĞAN GENEL KURULU VE SEÇİMLERİ
42. Dönem İMO Olağan Genel Kurulu ve Seçimleri çoğunluklu olarak 05-07 Mart 2010 tarihlerinde, çoğunluk aranmaksızın 12-14 Mart 2010 tarihlerinde Ankara’da yapılacaktır.
Yer: İMO Ankara Şubesi Necatibey Cad. No: 57 Kızılay ANKARA
GÜNDEM
1. GÜN
1. Açılış
2. Başkanlık divanı seçimi (1 Başkan, 2 Başkan Yardımcısı, 2 Yazman)
3. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı
4. Açılış Konuşması (41. Dönem Yönetim Kurulu Başkanının)
5. Konuk Konuşmacılar
6. Komisyonların Seçimi
6.1) Yönetmelikler Komisyonu (5 üye)
6.2) Bütçe Komisyonu (5 üye)
6.3) Örgütlenme Komisyonu (5 üye)
6.4) Ana Sorunlar Komisyonu (5 üye)
7. 41. Dönem Çalışma Raporunun Okunması ve Görüşülmesi
8. Denetleme Kurulu Raporunun okunması, 2008-2009 yılları bütçe harcamalarının görüşülmesi, Yönetim Kurulunun aklanması
2. GÜN
9. Komisyon raporları ile 2010-2011 yılları bütçe önerilerinin görüşülüp karar bağlanması,
10. Adayların Tespiti ve Tutanağa Bağlanarak İlanı
11. Dilek ve Temenniler, Kapanış.
3. GÜN
12. Seçimler
12.1) Oda Yönetim Kurulu Üyeliği (7 asıl, 7 yedek)
12.2) Oda Onur Kurulu Üyeliği (5 asıl, 5 yedek)
12.3) Oda Denetleme Kurulu Üyeliği (9 aslı, 9 yedek)
12.4) Oda Danışma Kurulu Üyeliği (15 asıl)
12.5) TMMOB Yönetim Kurulu Üyeliği (3 aday)
12.6) TMMOB Denetleme Kurulu Üyeliği (1 aday)
12.7) TMMOB Yüksek Onur Kurulu Üyeliği (1 aday)
12.8) TMMOB Genel Kurulu Delegeliği (100 asıl, 100 yedek)
Türkiye, yaklaşık iki aydır, Tekel işçisinin direnişine tanık oluyor. Daha önceki yıllarda özelleştirilen Tekel’de çalışan işçiler, mucitliğini AKP iktidarının yaptığı 4-C kapsamına alınmak isteniyor. 4-C, işçilerin mevcut haklarının gasp edilmesi, ücretlerinin neredeyse yarı yarıya düşürülmesi ve hepsinden önemlisi de iş güvencesi olmadan çalıştırılması anlamına geliyor. 4-C, 12 bin Tekel işçisini “mevsimlik işçi” statüsüne alıyor ve yılda 10 ay çalıştırılmalarını hükmediyor.
Tekel ilk değildi; daha önce gerçekleştirilen bütün özelleştirmelerde siyasi iktidar aynı yol ve yöntemle işçileri 4-C kapsamına aldı ve güvencesizliğe, işsizliğe mahkûm etti. Özelleştirme şampiyonu AKP iktidarı, kamusal değerleri özelleştirme yoluyla satıyor, kamu işçisini 4-C vasıtasıyla tasfiye ediyor.
Bugüne kadar süreç böyle işledi. Tekel’in son olup olmayacağı ise direnişin geleceği ile ilgilidir. Çünkü sırada başka kamu işletmeleri ve yaklaşık yüz bin işçi bulunmaktadır.
Neoliberalizm emretmekte, AKP iktidarı uygulamaktadır. Siyasi iktidarın ve Başbakan Erdoğan’ın tehditlerinin altında yatan asıl gerçek budur. Tekel direnişi başarılı olursa, “emir” uygulanamayacaktır.
Şu nokta görülmelidir: Bugün aralarında mühendisliğin de bulunduğu tüm alanlar neoliberal saldırıların açık hedefi haline getirilmiştir. Tekel işçisini mağdur eden ekonomik politikalar, mühendisleri de, öğretmenleri de, hekimleri de, itfaiyecileri de, şeker işçilerini de mağdur etmektedir. Ulusal, çok uluslu, ulus ötesi şirketler, tüm kamusal alanları, tüm kamusal üretimi tasfiye etmek üzere düğmeye basmıştır.
Tekel işçisi, sadece kendisi için değil, neoliberal politikaların tüm mağdurları için direnmektedir. Bu nedenle şimdiden sosyal devletin, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi haline gelmiştir.
Neoliberalizm mühendisliği de, Tekel’i de teslim almaya çalışıyor. Tekel işçisi buna direniyor. Çünkü biliyor ki bu, sadece bir iş, ücret sorunu değildir.
Bu, ülkemizin bu gününün ve geleceğinin nasıl şekilleneceğine ilişkin bir müdahaledir. Bu, çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakmak istediğimizle ilgili bir tercihtir. Ve özünde bu ülkenin bağımsızlık sorunudur.
Tekel işçisinin haklı talebi karşısında siyasi iktidarın uzlaşmaz, tahammülsüz tutumu sürmektedir. Dün, Başbakan Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında yaptığı tehdit dolu konuşma bunun en somut göstergesidir. Emek, hak, direniş gibi kavramlar Başbakan’ın tüylerini diken diken yapmakta, emekçilere karşı beslediği hasmane duygular yüzüne ve sözcüklerine yansımaktadır.
Siyasi iktidar ve Başbakan, neoliberal politikaları eksiksiz uygulamak yolunda kimsenin gözünün yaşına bakmayacağını alenen ilan etmiştir. Siyasi iktidar gözünü karartmıştır; kazanılmış hakları gasp etmeye çalıştığını saklamakta sakınca görmemektedir.
Başbakan Erdoğan, kendi iktidarının yarattığı işsizliği bile, Tekel işçisinin direnişini kırmak için kullanmaktadır. Aynı grup toplantısında, milyonlarca işsiz olduğunu, milyonlarca insanın asgari ücretle çalıştığını söylemiş, hem Tekel işçisini bu yolla tehdit etmiş hem de farklı toplumsal kesimlerden gelen desteği zayıflatmayı amaçlamıştır.
Tekel işçisi ile işsizleri birbirine düşürmeye çalışmak nasıl bir zihniyetin ürünüdür?
Siyasi iktidar tehditle direnişi kırmayı kafasına koymuştur. Başbakan, Ankara’da sokakta yatıp kalkan işçilere karşı kuvvet kullanılacağını dünkü grup toplantısında açıklamıştır. Nasıl ki Tekel işçisinin direnişi tarihe geçecekse, Başbakanın bu konuşması da tarihteki yerini alacak, Erdoğan, vatandaşını şiddetle tehdit eden bir başbakan olarak anılacaktır.
Tekel işçisinin yalnız olmadığını gösterelim
Tekel işçisi, güvencesizliğe ve işsizliğe ‘hayır’ diyor.
Tekel işçisi, bağımsız Türkiye, güvenceli yaşam ve demokrasi için direniyor.
Tekel işçisi tüm demokrasi ve emek güçlerini destek olmaya çağırıyor.
Türk İş, DİSK, KESK, TMMOB, TTB Tekel direnişini desteklemek amacıyla bir günlük iş bırakma kararı aldı.
İnşaat Mühendisleri Odası, kamu ve özel kesimde çalışan üyeleriyle, Oda ve Şube çalışanlarıyla Tekel direnişini desteklemek amacıyla 4 Şubat 2010 Perşembe Günü gerçekleştirilecek bir günlük iş bırakma eylemine destek vermektedir ve içinde yer alacaktır.
İnşaat Mühendisleri Odası, siyasi iktidarın ve Başbakanın Tekel işçisini yalnızlaştırmaya dönük tutumunu, dayanışma amacıyla yapılan bir günlük iş bırakma eylemine katılarak boşa çıkarma çağrısında bulunuyor.
Tekel direnişine ev sahipliği yapan Ankara’da bulunan üyelerimiz ve çalışanlarımız, 4 Şubat 2010 Perşembe Günü, Ziya Gökalp Caddesi-Kızılay'da gerçekleştirilecek kitlesel basın açıklamasına katılmak üzere Saat 12:30'da Kolej Kavşağında diğer emek ve meslek örgütlerinin üyeleriyle bir araya gelecektir.
Ankara dışında kalan şube ve temsilcilik üye ve çalışanlarımız, diğer illerde açıklanan programa uygun davranacak ve direnişe destek olmak için meydanlara çıkacaktır.
Söz konusu etkinliklere üyelerimizin ve çalışanlarımızın kitlesel katılımın sağlanması ve gereken hassasiyetin gösterilmesi önemlidir.
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
TMMOB İNŞAATMÜHENDİSLERİ ODASI
ANKARA ŞUBESİ
“MAKRO PROGRAMLAMA (Excel, Word ve AutoCAD’de)”
|
Kurs Programının Genel İçeriği
1. MAKROLARLA ÇALIŞMAK
2. VBA PROGRAMLAMAYA GİRİŞ
3. PROSEDÜR VE FONKSİYONLAR
4. EXCEL’DE VBA PROGRAMLAMA
5. AUTOCAD’DE VBA PROGRAMLAMA
6. AUTOCAD VE OFFİCE UYGULAMALARININ BİRLİKTE KULLANILMASI
|
Kurs Tarihi : 8 MART 2010 PAZARTESİ- 27 MART 2010 CUMARTESİ
Kurs Saatleri: PAZARTESİ-PERŞEMBE: 19:00-21:00 CUMARTESİ: 14:00-18:00
Kurs Süresi : 24 saat
Kurs Ücreti : 150.- TL
Kurs Eğitmeni: İnş. Müh. Kazım KARAAĞAÇ
Kurs Yeri: İMO KKM HARUN KARADENİZ SALONU50TLtesi-Pazar4:00-ebilir mi? (
· Kursa katılımda Odamız üyesi olma ve aidat borcu bulunmama (2009 hariç) şartı aranacaktır.
· Kurs ücreti Şubemize veya İş Bankası Meşrutiyet Şubesi 13659 (Şube Kodu:4213) numaralı hesabımıza yatırılacaktır.
· Banka kanalı ile yapılan ödemelerde kursun ve katılımcıların isimlerinin yazılı olduğu dekontun İMO Ankara Şubesi 294 30 77 no.lu faksa gönderilmesi ve Şube Yetkililerinden kontrol ettirilmesi gerekmektedir.
· Şubeden yapılan ödemlerde kredi kartına taksitlendirme yapılabilecektir.
· İMO Öğrenci üyelerine %40 indirim uygulanacaktır.Öğrenc. üye kontenjanı 3 kişidir.ş
Katılım 18 kişi ile sınırlıdır. Kayıtlar 5 MART 2010
Cuma günü mesai bitiminde kapanacaktır.
TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ
Necatibey Caddesi No: 57 Kızılay / ANKARA
Tel: +90 312 294 30 65 • Fax: +90 312 294 30 77
e-mail: okancagrib@imoankara.org.tr • web: www.imoankara.org.tr
İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ SEÇİMLERİ YAPILDI
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi'nin 23-24 Ocak 2010 tarihinde gerçekleşen 19. Dönem seçimlerinde;
* Çağdaş Mühendisler Grubu: 1943
* Demokrat Mühendisler Grubu: 648
oy almışlardır.
Yönetim Kurulu'na şu isimler seçilmişlerdir;
ASIL YEDEK
Nevzat Ersan Gülsün Aslan
Ferhat Yaşar Arıkan Hülya Karakuş
Haluk Ekinci Özgür Mut
Erdal Özbelen Fatih Akın Kurt
Selim Tulumtaş Onur Dündar
Murat Şahin Esergül Özdemir
Eylem Bilge Yazıcıoğlu Çıplak Hasan Gence Demirdizen
İMO ANKARA ŞUBESİ 18. DÖNEM ÇALIŞMA RAPORU
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası 18. Dönem çalışma Raporu yayımlandı.
Çalışma Raporu
İTB YENİLEME ÜCRETİ, SİM BELGESİ ONAY ÜCRETİ VE 2010 YILI ODA AİDAT UYGULAMASI
Oda Yönetim Kurulu’nun 5 Aralık 2009 tarih ve 41 nolu toplantısında:
Karar No-1716): İMO Serbest İnşaat Mühendisliği Hizmetleri Uygulama, Tescil, Denetim ve Belgelendirme Yönetmeliği’nin 10. ve 15. maddeleri ile Bütçe Uygulamaları Esasları kapsamında;
a) 2010 yılı Oda üyelik ödentisinin avans niteliğinde aylık 10.-TL, yıllık 120.-TL olarak uygulanmasına,
b) Serbest İnşaat Mühendisliği (SİM) Belgesi 2010 yılı onay ücretinin 150.-TL.
c) İşyeri Tescil Belgesi (İTB) 2010 yılı onay ücretinin 250.-TL olarak tespit edilmesine, yasal süresi olan 01-31 Ocak 2010 tarihleri arasında onayı yaptırılmamış İTB’lerin %10 (yüzde on) gecikme bedeli tahsil edilerek onaylanmasına karar verilmiştir. "YENİ BİR KIZILAY İSTİYORUM" FORUMU
Başkent Ankara'nın merkezi olan Kızılay bölgesi giderek eski canlılığını yitirmekte bir çöküntüleşme süreci yaşamaktadır. Bir zamanların en saygın mağazaları burayı terk etmekte, pasajları boşalmaktadır. Giden her işlev bölgeyi biraz daha fakirleştirmektedir.
Belediyemiz, bu önemli kentsel sorundan hareketle, Kızılay'ın tarihsel kimliği ile bugün yaşadığı sorunların ele alınacağı "Yeni Bir Kızılay Düşünüyorum" başlıklı forum düzenleme kararı almıştır. Bilim insanları, belediye başkanları, medya ve meslek odası temsilcileri gibi çeşitli toplumsal kesimlerin buluşturulmasının hedeflendiği forumda; "Nasıl Bir Kızılay" ,"Nasıl Bir Kent Merkezi" sorularının yanıtı aranacaktır.
Tarih: 26 Aralık 2009
Saat: 9.30-18.00
Yer: İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Toplantı Salonu Necatibey Caddesi No:57 Kızılay / ANKARA
PROGRAM
09:30 AÇILIŞ
Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı
09:40-10:30 AÇIŞ KONUŞMALARI
Bülent Tanık (Çankaya Belediye Başkanı)
Bihlun Tamaylıgil (İstanbul Milletvekili ve CHP Genel Başkan Yardımcısı)
Mustafa İsen (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri)
10:30-11:15 ÇERÇEVE BİLDİRİ
“Kızılay’ın Tarihsel Gelişiminde Yeni Bir Evre Kurulabilir mi?”
Prof.Dr.İlhan Tekeli
11:15-11:30 ARA
11:30-12:30 FORUM-I
“Nasıl Bir Kızılay Düşünüyorum –I”
Prof.Dr.Ahmet Acar (ODTÜ Rektörü)
Prof.Dr.Rıza Ayhan (Gazi Üniversitesi Rektörü)
Prof.Dr.Uğur Erdener (Hacettepe Üniversitesi Rektörü)
Prof.Dr.Cemal Taluğ (Ankara Üniversitesi Rektörü)
12:30-13:00 ÖĞLE YEMEĞİ
13:00-13:15 SUNUŞ
“Atatürk Bulvarı Cumhuriyet’in Belleğiydi”
Doç.Dr.Emre Madran, ODTÜ Öğretim Üyesi
13:15-14:15 FORUM-II
“Nasıl Bir Kızılay Düşünüyorum - II”
Başkan :Prof.Dr.Ayda Eraydın (ODTÜ Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge
Planlama Bölümü Öğretim Ü.)
Sinan Aygün (ATO Başkanı)
Süleyman Çelebi (DİSK Başkanı)
Tekin Küçükali (Türk Kızılay Derneği Başkanı)
Nurettin Özdebir (ASO Başkanı)
Nimet Özgönül (Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı)
14:15-14:30 SUNUŞ
“Kızılay Binası Yarışması ve Sonrası”
Nesrin Yatman, Y.Mimar
14:30-14:45 ARA
14:45-15:45 FORUM-III
“Merkez İlçeler ile Kent Merkezi”
Başkan :Prof.Dr.Cevat Geray (AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Ü.)
Mustafa Ak (Keçiören Belediye Başkanı)
Enver Demirel (Etimesgut Belediye Başkanı)
Yakup Odabaşı (Gölbaşı Belediye Başkanı)
Veysel Tiryaki (Altındağ Belediye Başkanı)
Fethi Yaşar (Yenimahalle Belediye Başkanı)
Erdal Kurttaş (Şehir Plancıları Odası Ankara Şube Başkanı)
15:45-16:00 ARA
16:00-17:00 FORUM-IV
“Çankaya Çankaya”
Başkan :Prof.Dr.Ruşen Keleş (AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Ü)
Faruk Bildirici (Gazeteci, Yazar)
Muharrem Sarıkaya (Gazeteci, Yazar)
Yaşar Sökmensüer (Gazeteci, Yazar)
Ayhan Sümer (Ankaralılar Vakfı Başkanı)
Murat Yetkin (Gazeteci, Yazar)
17:00 KAPANIŞ KONUŞMASI
Hakkı Süha Okay (Ankara Milletvekili ve CHP Grup Başkanvekili)
17:30 KAPANIŞ KOKTEYLİ
2010 YILI İTB YILLIK ONAYINDA ARANILACAK BELGELER
İMO Serbest İnşaat Mühendisliği Hizmetleri Uygulama, Tescil, Denetim ve Belgelendirme Yönetmeliği kapsamında 2010 yılı Ocak ayında yapılacak olan İTB yıllık onayında istenecek belgeler:
* Vergi levhası fotokopisi,
* Başvuru tarihi itibariyle, geriye yönelik en fazla bir aylık süreyi geçmemiş, sermaye ve hisse dağılımını gösterir Ticaret Odasından alınmış belge,
* Yönetmeliğin 15 nci maddesi gereği İTB’ nin 2009 yılı içinde gerçekleştirdiği işlerin listesi (EK form-1),
* Yönetmeliğin 15 nci maddesi gereği İTB altında yer alan SİM’lerin katılmış oldukları meslek içi eğitimlerin listesi (EK form-2),
* İTB’nin tescile esas bilgilerindeki değişiklikler (adres,unvan,iletişim bilgileri,ortaklık yapısı vb.),
* İTB’de kayıtlı SİM, SGK’ya (eski SSK) tabi olarak çalışıyorsa son altı aylık SGK Sigortalı Hizmet Listesi.
genç-İMO Ankara üyeleri 6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kanunu 39. maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanan ve 27 Nisan 2007 tarihinde yürürlüğe giren Öğrenci Üye Yönetmeliği’nin 11. maddesi gereğince sınıf ve üniversite temsilcilerini seçti.
genç-İMO üyeleri 12 Aralık 2009 tarihinde yapılan seçimde demokratik haklarını kullanarak sandık başına gittiler. Atılım Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve ODTÜ 1. sınıf temsilciliği, 4. sınıf temsilciliği ve ODTÜ üniversite temsilciliği için tek aday çıkaran genç-İMO üyeleri ODTÜ hazırlık, 2. Sınıf ve 3. Sınıf temsilciliği için sandık başına gittiler. Gerçekleşen seçimler sonucunda aşağıda isimleri yazılı genç-İMO üyeleri sınıf ve üniversite temsilcisi seçilmişlerdir.
12 Aralık 2009 genç-İMO Ankara Üniversite ve Sınıf Temsilci Sonuçları
Gazi Üniversitesi;
1. Sınıf Temsilcisi: 3541 Selahattin ALTUNOLUK
2. Sınıf Temsilcisi: 3273 Batuhan KOÇAK
3. Sınıf Temsilcisi: 763 Kemal ŞENGÜL
4. Sınıf Temsilcisi: 578 Ata Cankut ÇİFTÇİ
Gazi Üniversitesi Üniversite Temsilcisi: 905 Ahmet KARATAŞ
Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ);
Hazırlık Temsilcisi: 3402 Efe Can ERDİK
1. Sınıf Temsilcisi: 1239 Derya KARADENİZ
2. Sınıf Temsilcisi: 3242 Doğukan CÜRÜL
3. Sınıf Temsilcisi: 2575 Rıdvan MEMİŞOĞLU
4. Sınıf Temsilcisi: 4071 İlker BİLGİN
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Üniversite Temsilcisi: 1208 Evrim Arda KART
Atılım Üniversitesi;
1. Sınıf Temsilcisi: 4030 A. Can DURNA
2. Sınıf Temsilcisi: 540 C. Akın ARDA
3. Sınıf Temsilcisi: 3256 Gül Sümeyra ŞAHİN
4. Sınıf Temsilcisi: 682 Osman Nuri BOZDAĞ
Atılım Üniversitesi Üniversite Temsilcisi: 681 Gökhan BOZALP
GENÇ-İMO TEMSİLCİLERİNİ SEÇİYOR
6235 Sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kanunu 39 ncu maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanan 27 Nisan 2007 tarihin’de yürürlüğe giren öğrenci üye yönetmeliğinin 11. Maddesi gereğince İMO öğrenci üyeleri arasından 2010 yılı sınıf ve üniversite temsilcileri seçimi yapılacaktır.
Sınıf ve üniversitesi temsilciliğine aday olacakların müracaatları alınacaktır.
Sınıf ve üniversite temsilciliği adaylığı için son başvuru tarihi:
10 Aralık 2009 saat:17:00 kadar.
Başvuru Yeri: İMO Ankara Şubesi Necatibey Cd. No:57/5
Arş. Gör. M. Murat ÇOBANOĞLU-294 30 70
Seçim 12 Aralık 2009 tarihinde 10:00-17:00 saatleri arasında.
Not: Öğrenci üyeler üniversite kimlikleri ile birlikte gelerek oy kullanabilirler.
Seçim yeri: İMO KKM binası.
Detaylı bilgi: www.imoankara.org.tr
|
|
|
Anayasa Değişikliği: Bilmek ile inanmak arasında bir tercih…
|
Kardeşlik: Mutlu bir “hikâye” miydi yoksa hala mümkün mü?
|
Tiyatroda eski bir oyun ve kapanan bir perde: Kürt açılımı
|
Özet:Anayasa Değişikliği: Bilmek ile inanmak arasında bir tercih…
Özet:Kardeşlik: Mutlu bir “hikâye” miydi yoksa hala mümkün mü?
Özet:Tiyatroda eski bir oyun ve kapanan bir perde: Kürt açılımı
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ: Bilmek ile inanmak arasında bir tercih…
Siyasal alanı motive eden temel kaynak ‘umut’tur ve umut ancak vaatler ile beslenebilir. Vaat etme pratiği aynı zamanda bir inandırma çabasıdır. İnandırma ise iki biçimde işler: ilk olarak gelecek zaman kipinde yapılacak olanlara dair vaatler şimdinin olanakları ile beslenerek gerekçelendirilmeye çalışılır ve ikinci olarak da şimdi ve burada olanın ‘aslında ne olduğuna’ dair bir inandırma çabasıdır. Fakat bu ikinci inandırma biçimi ile ilgili olarak hemen şunu söylemek gerekir: burada mevcut durumun ‘aslında ne olduğunu’ anlatırken, anlatan iki taraftan biri illa da yalan söylemiyordur. Söz konusu söylem değerlendirilmekte olan şeye bakış açılarına göre değişir. Bakış açısı olarak bahsettiğimiz perspektif ise, değerlendirmede bulunanların sosyal ve sınıfsal konumlarına göre değişiklik gösterir. “Bir elmanın birbirinden farklı görünüşleri olabilir: masanın üstündeki elmayı bir an olsun görebilmek için boynunu uzatan çocuğun görüşü ve bir de, elmayı alıp yanındaki arkadaşına rahatça veren evin efendisinin görüşü.” Böylece elma aynı elma olsa da evin efendisi ya da hizmetçisi olmak arasındaki farklılık o elmanın değerlendirilmesini ve tanımlanmasını farklılaştırır.
Aynı şekilde gündemde olan anayasa değişikliği maddeleri ile ilgili değerlendirmelerin farklılık arzetmesi de sosyal ve sınıfsal konumlarımıza bağlı perspektif değişikliklerinden dolayıdır. Yoksa söz konusu anayasa değişikliğine dair maddeler aynen durmaktadır. Fakat doğal olarak kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı eşitsizlikler bu aynen duran anayasa maddelerini değerlendirirken farklılıklar yaratıyor. Örneğin; Anayasa Değişiklik Paketinin 11. maddesindeki danıştay yerindelik denetimi yapamaz ifadesi, dereleri ve yaşam alanları HES projeleri ile yağmalanan Karadeniz Köylüleri açısından bundan sonra kamu yararı gerekçe gösterilerek bu projelere dava açılamayacağı anlamına geliyor; fakat yine aynı proje uluslar arası sermaye ve HES sahibi şirketler tarafından yüksek kar marjı demek oluyor. Doğaldır ki referandumda verilecek oy da bu statülere bağlı olarak farklılıklar gösteriyor. Diğer taraftan perspektife bağlı farklılıklar sadece değerlendiren açısından değil aynı şekilde değişikliği önerenler açısından da görünüşe geliyor: YAŞ kararlarına yargı yolu açılırken, “grevsiz toplu sözleşme” gibi bir ucubenin muhatabı olan memurlarda hakem kurulunun kararlarına yargı yolu kapatılıyor. Burada da emekçilerden ya da sermayeden yana konumlanmanın açık bir görüntüsü ortaya çıkıyor.
Elbette parlamenter demokrasilerde siyasal alanın şekillenmesi ve o alanda verilecek olan kararlar yukarıda söylenildiği gibi farklı sınıfsal katmanların karşı karşıya gelmesiyle belirlenir ve buradaki inandırma çabası bu kökenden beslenir. Fakat çok zaman bu inandırma çabası kimi argümanlar aracılığıyla maniple edilir ve belirli bir sınıfın çıkarına olan söz konusu değişiklik bütün toplumun çıkarınaymış gibi gösterilir. Gündemdeki Anayasa Değişikliği Referandumu tam da böyle manipülasyonun en açık ve düzeysiz halini gözlerimizin önüne serer.
Aşağıda belirteceğimiz birçok değişikliğin işçiler, memurlar ve emekçi yurttaşlar açısından bırakın olumlu bir dönüşümü, tam tersine haklar açısından büyük zararlar getireceği ve bu anayasa değişikliklerinin sermayeden yana bir tavır aldığının çok açık olmasına rağmen, ‘evet’ propagandaları sanki tüm yurttaşlar açısından pozitif değişiklikler gerçekleştiriyor görüntüsü altında veriliyor. Bu görüntüyü yaratmak için kullanılan motif ise “12 Eylül ile hesaplaşma”. İşte buradaki inandırma pratiği en başta anlattığımız ve meşru yönelimler taşıyan siyasal bir pratik yerine durumu baş aşağı gösteren gayri-meşru bir yalan söyleme durumunu ortaya çıkarıyor. Çünkü söz konusu anayasa değişiklikleri bırakın 12 Eylül ile hesaplaşmayı, tam tersine 12 Eylül 1980’nin amaçları ile mantıksal bir tutarlılık taşıyor; hatta darbenin amaçlarını istenen sonuçlarına vardırıyor.
Böyle bir propaganda taktiği ile yürütülen anayasa değişiklikleri ile ilgili referandum süreci de iktidar ve muhalefet partilerinin siyasal alanın düzeyini her geçen gün biraz daha düşüren üslupsuzluklarına sahne olmayı sürdürüyor. Parti liderlerinin birbirleri hakkında, kişisel özellikleri ve mal varlıklarıyla ilgili hakaret dolu konuşmaları arasında söz konusu değişikliklerle ilgili hiçbir tartışmaya girilmemesi şaşırtıcı gibi gözükse de, bu sayede tam da hükümetin istediği bir tartışma çerçevesi kamuoyuna sunuluyor. Kitleleri maniple etmekten başka hiçbir verimli sonucu olmayan bu tartışmalara karşı üyelerine ve temsil ettikleri kitlelere karşı sorumluluklarından dolayı tavırlarını gerekçeleri ile açıklayan kurumlar ise hâkim medya tarafından yok sayılıyor.
“Evet” kampanyaları nikah törenlerinden camilere kadar uzanır ve hoşgörü ile karşılanırken, “Hayır” diyenlerin stantlarına dahi izin verilmiyor, hükümete yakın medya kanallarında ise emekten ve halktan yana gerekçelerle değişikliklere hayır diyenler darbecilikle, demokrasi karşıtlığı ile ve 12 Eylül’den yana olmakla suçlanıyor. Başabakan’ın TÜSİAD’tan TOBB’a oradan da bütün emek örgütlerine uzanan tehditlerinin 12 Eylül generallerinden farkı olmayan üslubu ise neredeyse tartışmaya bile açılmıyor. Toplu Görüşmelerde KESK’in Toplu Sözleşme talebi Hakem Kurulu tarafından utanmadan anayasa değişikliğine evet deme koşuluna bağlanırken hükümetin emekçilerle ilgili samimiyetsizliğini yargılayan bile çıkmıyor.
Tamamen sermayenin ve iktidarın halkın denetiminden kaçmasına yönelik hazırlanmış ve gerçek niyetleri kamuoyundan gizlenen bu anayasa değişikliğine, İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Ankara Şubesi olarak aşağıdaki gerekçelerle HAYIR diyoruz.
12 Eylül’le hesaplaşma propagandası yalandır…
İdama giden gençlerin mektuplarından dolayı dökülen gözyaşlarının samimiyetini sorgulamak gibi bir amacımız yok. Fakat 12 Eylül’ü sadece idamlarla ve çekilen eziyetlerle sınırlayarak onun gerçek içeriğini gözden kaçıranlara da tahammülümüz yok.
AKP 12 Eylül Anayasası’nın mantıksal sonucudur.Vahşi liberal bir piyasa ekonomisini hayata geçirmek ve bunu gerçekleştirebilmek amacıyla da yasama ve yargıyı kontrol altında tutabilmek için yürütmenin gücünü diktatörlüğe varacak şekilde arttıran 12 Eylül Anayasası “AKP’nin 12 Eylül’ü” aracılığıyla yürütmenin mutlak otoritesini daha da arttırıyor. 12 Eylül 1980’cilerin başlamış olduğu işi yeni değişiklik aracılığıyla yasama ve yargıyı ya devre dışına çıkararak ya da ele geçirmeye çalışarak sonuna kadar götürüyor.
AKP’nin Anayasa Değişiklik Paketinin 11. Maddesi, 1982 Anaysasası’nın 125. Maddesine “Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz” ifadesini ekleyerek Kamu Yararı ve Sosyal Adalet gerekçesiyle Danıştay’a yapılabilecek itirazların önüne geçerek Kentsel Dönüşüm, HES ve özelleştirmelerde sınırsız bir yağmanın önünü açıyor. Bırakın halkın birikimleri ile oluşturulmuş KİT’lerin yok pahasına sermayenin emrine sunulmasını, HES’ler aracılığıyla bir halkın coğrafyası da satışa çıkarılıyor; yaşam kaynağı olan su satılıyor. 24 Ocak 1980 kararlarının uygulanabilmesinin zeminini hazırlayan 12 Eylül 1980 darbesi AKP’nin 12 Eylül 2010’u ile nihai amacına ulaşıyor: Her şey satılık.
“12 Eylül 1980 Vesayet rejimi”nin tasfiye edildiği bir yalandır. AKP’nin Anayasa Değişiklik Paketi’nin özünü sivil ve askeri yargı ile ilgili maddeler oluşturuyor. Anayasa Değişiklik Paketi metninin 4/5’ini oluşturan 144 Yargı yolu, 145 Askeri Yargı, 146,147,148,149 Anayasa Mahkemesi ve Yüce Divan, 156 Askeri Yargıtay, 157 Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 159 HSYK ve ayrıca Anayasa Mahkemesi ile HSYK’nın üye yapısını belirleyen geçici 18. ve 19. Maddeler, AKP tarafından ‘vesayet rejimini yıkıyoruz’ propagandası altında sunuluyor. Oysa Yasama ve Yürütmenin iç içe geçtiği bir sistemde bu maddeler aracılığıyla tek bir şey amaçlanıyor: YAŞ sürecinde sonuçlarını çok açık biçimde gördüğümüz yargının ele geçirilmesi. Yargı kadrolarının belirlenmesinde yürütmenin –yani hükümetin- yetkilerini arttıran değişikliklerle 12 Eylül 1980’in uygulamaları mantıksal sonuçlarına kadar götürülerek yürütme, neredeyse ülkedeki tek yetkili kurum haline getiriliyor; Kuvvetler Ayrılığı ilkesi ortadan kaldırılıyor; Kısaca değişen vesayet rejimi değil vesayetin odağı. AKP bütün toplumun karar verme süreçlerine katılacağı bir demokrasiyi inşa etmek yerine yargıyı kendi kadrolarından devşirerek otoritesini güçlendiriyor. Ayrıca kendi döneminde Mesut Yılmaz’ı Yüce Divan’a gönderirken burada hiçbir sorun görmeyen hükümetin 148. Maddede yaptığı değişiklikle, eskiden kesin olan yüce divan kararlarını, ele geçireceği bir yargı sürecine açması da samimiyetsizlik örneği olarak ortada duruyor. Önümüzde duran 1980 yerine 12 Eylül 2010 vesayet rejimidir.
AKP’nin 12 Eylül’ü emekçiler ve sendikal haklar açısından 1980 12 Eylül’ünün acımasız bir devamıdır: Anayasa Değişiklik Paketi’nin 7. Maddesi ile “Siyasi amaçlı grev ve lokavt, işyeri işgali, iş yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz” hükmünü kaldıran AKP bu değişikliği tamamen geçersiz kılacak Anayasa’nın 54/1. maddesinde yer alan “Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasına ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir” hükmüne hiç dokunmamaktadır. Yine 1980 Anayasası’nın 54/2 maddesinde yer alan “Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve milli serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz” hükmü de korunmaktadır; Bu madde aracılığıyla ILO sözleşmelerine aykırı ve bütün dünyayı kendimize güldürecek biçimde işverenin ‘lokavt hakkı’ anayasaya girmiş oluyor. Bunun yanında 51. Maddenin 2. Fıkrasında yer alan “milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” grevin yasaklanmasının gerekçesi olarak AKP Anayasası’nda durmaktadır. 51/2 ve 54/2 durduğu sürece iktidar tarafından bütün grevler bu maddelerin geniş içeriğince gerekçelendirilerek yasaklanabilir. İktidara geldiği 8 yıldan beri işçilere sadece güvencesizleştirme, sendikasızlaştırma ve yoksulluk veren AKP 12 Eylül 1980’in emekçiler açısından getirdiği yıkımı sonuna kadar götürme amacındadır.
Grevsiz bir toplu sözleşme Kamu Emekçileri ile dalga geçmektir: 12 Eylül 1980 Anayasası’nın 53. Maddesine eklenen “Memurlar ve diğer kamu görevlileri toplu sözleşme yapma hakkına sahiptir” hükmü bir komediden öte gitmemektedir. Özellikle KESK’in yıllar süren çabası ile fiili olarak yapılan bu görüşmeler, sözleşme kavramı aracılığıyla dönüştürülüyor gibi gözükse de Grev Hakkı verilmemiş olması AKP’nin demokratlığını göstermektedir. 12 Eylül 1980 Anayasası’nın emekçilerle ilgili mantığını aynen taşıyan “Kamu Görevlileri Hakem Kurulu” sözleşmede uyuşmazlık olması halinde son karar mercii olarak belirlenmiştir. İşçilerin Grev Hakkı ile ilgili olarak da benzer uygulama aynen 12 Eylül 1980 Anayasası’nda olduğu hali ile devam etmektedir: 54. Maddede belirtildiği üzere burada da anlaşmazlık durumunda Yüksek Hakem Kurulu devreye girmekte ve bu kurulun verdiği kararlara yargı yolu kapatılmaktadır. Söz konusu anayasa değişikliklerinin 125. Maddesinde YAŞ kararlarına, 148. Maddesinde de Yüce Divan Kararları’na yargı yolunu açan AKP’nin emekçilere bu yolu kapamasının nedenlerini ve buradaki samimiyetsizliği ise kamuoyunun takdirlerine bırakıyoruz. Ayrıca AKP açısından bir samimiyet sınavı niteliğinde olabilecek KESK’in toplu görüşme yerine toplu sözleşme masasına oturalım önerisinin Yüksek Hakem Kurulu tarafından değişikliklere evet denmesi koşuluna bağlaması, kararlarına yargı yolu kapatılan bu kurulun ileride de kimden yana taraf olacağını gösterdiğini düşünüyoruz.
1980 Anayasası’nın 51. Maddesindeki “aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz” hükmünü kaldırarak toplu sözleşme ve grev süreçlerini kendi yandaş sendikaları aracılığıyla çıkmaza sokmaya çalışan hükümet emekçilerin gücünü daha da bölmek için tarifi imkansız ayak oyunlarına başvuruyor.
Sendikalaşma ile ilgili olan bir diğer husus ise Emeklilere sendika kurma hakkının anayasa ile yasaklanıyor olmasıdır. 53. Maddede “toplu iş sözleşmesinin kararlarının emeklilere yansıtılacağı” ibaresi toplumun örgütlenme özgürlüğüne karşıt bir işlev görmektedir. Aynı şekilde yeni çalışma koşulları ile en ağır şartlarda çalışan ev emekçilerine ve çiftçilere de sendikalar aracılığıyla örgütlenme yasaklanmaktadır.
Bütün bunların yanında ülkenin en önemli sorunu olarak görülen Kürt Sorunu hakkında duygusal konuşmalardan ve tasfiye mantığından başka hiçbir programı olmayan AKP’nin demokratlık maskesi söz konusu soruna hiç değinmemesi ile düşmüştür. 12 Eylül’ün yok hükmünde saydığı Kürtler AKP’nin 12 Eylül’ünde de yok hükümündedirler.
12 Eylül 1980 Anayasası’nın ilkelerini mantıksal sonuçlarına kadar götüren AKP kendi 12 Eylül’ü ile emekçiler ve ezilen halklar açısından sermayenin dünyasını şekillendirmeye devam ediyor. Otoriter bir düzenin kurulabilmesi için bütün yetkileri eline geçirerek tam bir denetimsizlik isteyen mevcut hükümet 12 Eylül ile hesaplaşma savıyla tam olarak yalan söylemektedir. Pakete göz boyamak için konduğu çok açık olan dilekçe hakkı, fişlenmenin engellenmesi, kadın ve çocuklara pozitif ayrımcılık ve seyahat özgürlüğü gibi konulardaki değişikliklerin referanduma gitmeden de kanunlar aracılığı ile mecliste düzenlenebileceği göz önüne alındığında Hükümetin samimiyetsizliği bir kez daha açığa çıkmaktadır.
Masallar ile çocukların dünyasında yeni hayaller yaratabilirsiniz. Fakat Türkiye’nin en zor zamanlarında bile demokrasi mücadelesi vermiş ülkenin örgütlü güçlerini ve kurumlarını masallarla uyutamazsınız.
Kardeşlik: Mutlu bir “hikâye” miydi yoksa hala mümkün mü?
Bir önceki perspektif yazımızda ve bültenimizin son sayısının orta sayfasında İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi olarak genel mühendislik sorunlarının ötesinde, ülke gündeminin odağına oturan Kürt Sorunu’na dikkat çekmiştik. Meslektaşlarımızı, sadece mühendislik mesleğine sahip olan ‘çalışan insanlar’ olarak değil de ülke gündemindeki problemlere meslekleri dışında farklı kimlikleri aracılığıyla müdahil olan insanlar olarak da gördüğümüz için bu tartışmaları yapmanın zorunlu olduğunu düşündük. Ülkenin en büyük kurumları olan sendikalar, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri için hala “işlerine baksınlar ne diye siyasetle uğraşıyorlar” diyenlerin, ülkenin örgütlü kesimlerinin siyasete müdahil olmasının engellendiğinde yaşananları –özellikle de bugünlerde- iyice gözden geçirmeleri gerekir.
Toplumsal olayların değerlendirilmesi kolay bir iş değildir, keza her bir ‘olay’ sadece tek bir neden dolayısıyla ortaya çıkmaz. Bir “olay” ortaya çıkmışsa bu durum birçok bileşenin bir araya gelerek somut bir bütünü, yani burada ‘olay’ dediğimiz şeyi, görünür kıldığına işaret eder. Toplumun örgütlü kesimleri de tek başına değerlendirmeler yapan ve yargı veren şahıslardan, olayları tek bir perspektiften tüketmemeye çalışmasıyla ayrılır ve ilişkileri aracılığıyla çeşitli bileşenleri bir araya getirerek çok daha nitelikli değerlendirmelerin ortaya çıkmasını sağlar. Bu yüzden meslek örgütlerinin siyasetin alanına girerek bu alanda yargılar vermesi, bırakın olumsuz bir durum olmayı kaçınılamaz bir zorunluluktur.
Olaylar hakkında değerlendirmeler yapıp yargıda bulunmayı çok yönlü bir çalışmanın üretmiş olduğu argümanlarla bir sonuca bağlamadığımızda, sorunun çözümü için çaba harcadığımızı düşünsek dahi, hala kendi sınırlarımız dâhilinde hareket ediyor oluruz. Bu durum, kendi düşün | | |