|
|
|
Afet Hazırlık ve Müdehale
|
|
|
|
|
Tüm Haberler ve Duyurular
|
|
|
|
|
|
Kemal Türkler Anıldı
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kurucu genel başkanı Kemal Türkler, katledilişinin 30. yılında mezarı başında anıldı…
|
|
|
|
|
|
İMO ANKARA ŞUBE BASIN AÇIKLAMASI
Bakanlar Kurulu’nun, 13 Temmuz 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlük kazanan 2010/667 sayılı kararı ile Ankara’da 7 bölge için “Kentsel Dönüşüm Projesi” kararını almasıyla ilgili İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şube Başkanı Nevzat Ersan 14 Temmuz 2010 tarihinde basın açıklaması yaptı.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İMO'DAN "İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ" KANUN TEKLİFİ HAKKINDA FAX EYLEMİ
2/712 esas numaralı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 10, 11 ve 12. maddeleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği sorununun kamusal niteliğini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu değişiklikler yasalaştığı takdirde “iş kazaları” ve “iş güvenliği” sorunu giderek büyüyecektir.
|
|
|
|
TONGUÇ BABA 50. YILDA DA ARAMIZDA
Hasanoğlan Çalışma Grubu 24 Haziran 2010 Perşembe günü İMO Kongre ve Kültür Merkezi'nde İsmail Hakkı Tonguç'u anma etkinliği gerçekleştirecek.
|
|
GAR ÖNÜ KATLI KAVŞAK PROJESİYLE İLGİLİ YEMEKLİ BASIN TOPLANTISI YAPILDI
İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi tarafından 18 Haziran 2010 Cuma günü Göksu Lokantası’nda basınla tanışma yemeği düzenlendi. Yemekte İMO Ankara Şube Başkanı Nevzat Ersan Büyükşehir Belediyesi'nin hukuku hiçe sayarak yapmış olduğu ve Ankara 7. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilen "Gar Önü Katlı Kavşak Projesi" hakkında basın açıklaması yaptı.
|
|
|
|
|
|
|
|
TMMOB ANKARA İKK KOT KUMLAMA İŞÇİLERİNİN MÜCADELELERİNİ DESTEKLİYOR
TMMOB Ankara İKK Bileşenleri Kot Kumlama İşçileri'nin haklı mücadelesinin yanında olduğunu ifade etmek ve işçilerle dayanışma için 24 Haziran 2010 Perşembe saat 12.00'de TMMOB önünde buluşarak flamalar ile Abdi İpekçi Parkı'na yürüyecek, burada çadır kurmuş olan işçilere destek ziyaretinde bulunacaktır.
|
|
BARINMA HAKKI'NA MECLİS'TE GÖZALTI
15 Haziran 2010 Salı günü meclis gündemine alınan "Kentsel dönüşüm yasası" ile ilgili mecliste grubu bulunan partilerle görüşmek üzere TBMM'ye giden Barınma Hakkı Büroları temsilcileri gözaltına alındı.
|
|
KESK YÖNETİCİLERİNE GÖZALTI
Ankara’da KESK MYK üyesi Akman Şimşek, SES MYK üyesi Meryem Öztürk, BES Ankara 1 No’lu Şube yöneticisi Ahmet Danacıoğlu’nun da aralarında bulunduğu yaklaşık 20 kişi bugün polis tarafında gözaltına alındı. Polisin avukatlara aktardığı bilgilere göre gözaltı gerekçesi Güler Zere için kampanya düzenlemek, Kızıldere katiamı ile ilgili anmalara katılmak…
|
|
15-16 HAZİRAN DİRENİŞİNİ UNUTMADIK!
15-16 Haziran Direnişi ile ilgili olarak, İMO Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Harp tarafından 15 Haziran 2010 tarihinde basın açıklaması yapıldı.
|
|
GÖKÇEK'E VE TOPBAŞ'A SÜPER YETKİLER
AKP İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar ve 14 milletvekilinin hazırladığı Belediye Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi TBMM Genel Kurulu’nda bu hafta görüşülecek. Değişiklik teklifi, kanunun kentsel dönüşüm ile ilgili 73. Maddesi’ne odaklanıyor.
|
|
Özet:Haziran Temmuz Basında İMO Ankara
Özet:Onları astılar; sizin iktidar yürüyüşünüz başladı.
Özet:Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kurucu genel başkanı Kemal Türkler, katledilişinin 30. yılında mezarı başında anıldı…
Özet:TMMOB, DİSK, KESK ve TTB, içinde işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili birçok hükmün de yer aldığı ve “Torba yasa” olarak da bilinen 536 sayılı kanun tasarısı hakkında TBMM önünde bir basın açıklaması yaptılar.
Özet:TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Hasanoğlan Öğrenci Yaz Okulu açıyor. Son başvuru tarihi 21 Temmuz 2010.
Özet:Bakanlar Kurulu’nun, 13 Temmuz 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlük kazanan 2010/667 sayılı kararı ile Ankara’da 7 bölge için “Kentsel Dönüşüm Projesi” kararını almasıyla ilgili İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şube Başkanı Nevzat Ersan 14 Temmuz 2010 tarihinde basın açıklaması yaptı.
Özet:Bakanlar Kurulu, 13 Temmuz 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlük kazanan 2010/667 sayılı kararı ile, Dikmen Vadisi’ni “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” olarak ilan etmesi üzerine Dikmen Vadisi Halkı açıklama yaptı.
Özet:AKP’li Nusret Bayraktar ve 14 milletvekilinin beraber hazırladığı “Yeni Belediyeler Yasası”nın açtığı yağma olanakları mecliste AKP tarafından hemen kullanılmaya başlandı.
Özet:Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile 19 ilde uygulanmakta olan 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunun bütün illerde uygulanması kararlaştırılmıştır.
Özet:İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilen 6001 sayılı “Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” ile ilgili, 7 Temmuz 2010 Çarşamba günü İMO Kongre ve Kültür Merkezi 2. kat toplantı salonunda basın açıklaması yaptı.
Özet:İMO Ankara Şube Yönetim Kurulunun çağrısıyla, 1 Haziran 2010 Salı günü İMO Kongre ve Kültür Merkezi Güney Özcebe Salonu’nda yeni dönem işyeri temsilciliklerinin oluşturulması gündemi ile toplantı yapıldı. Toplantıya yaklaşık 70 üyemiz katıldı.
Özet:2/712 esas numaralı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 10, 11 ve 12. maddeleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği sorununun kamusal niteliğini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu değişiklikler yasalaştığı takdirde “iş kazaları” ve “iş güvenliği” sorunu giderek büyüyecektir.
Özet:TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu tarafından toprağımıza, suyumuza, havamıza, geleceğimize sahip çıkma inancıyla 26-27 Haziran 2010 tarihlerinde İMO Teoman Öztürk Salonu’nda “ÇEVRE DİRENİŞLERİ BULUŞUYOR” etkinliği gerçekleştrilecek.
Özet:Hasanoğlan Çalışma Grubu 24 Haziran 2010 Perşembe günü İMO Kongre ve Kültür Merkezi'nde İsmail Hakkı Tonguç'u anma etkinliği gerçekleştirecek.
Özet:İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi tarafından 18 Haziran 2010 Cuma günü Göksu Lokantası’nda basınla tanışma yemeği düzenlendi. Yemekte İMO Ankara Şube Başkanı Nevzat Ersan Büyükşehir Belediyesi'nin hukuku hiçe sayarak yapmış olduğu ve Ankara 7. İdare Mahkemesi tarafından iptal edilen "Gar Önü Katlı Kavşak Projesi" hakkında basın açıklaması yaptı.
Özet:İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Gazi ve Atılım Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü yeni mezunlarını mezuniyet törenlerinde yalnız bırakmadı.
Özet:Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına sınavla, boş bulunan 7. ve 8. derece kadrolar için 19 Müfettiş Yardımcısı alınacaktır.
Özet:TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Muğla İl Temsilcisi Hülya Yolcubal, evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir.
Özet:TMMOB Ankara İKK Bileşenleri Kot Kumlama İşçileri'nin haklı mücadelesinin yanında olduğunu ifade etmek ve işçilerle dayanışma için 24 Haziran 2010 Perşembe saat 12.00'de TMMOB önünde buluşarak flamalar ile Abdi İpekçi Parkı'na yürüyecek, burada çadır kurmuş olan işçilere destek ziyaretinde bulunacaktır.
Özet:15 Haziran 2010 Salı günü meclis gündemine alınan "Kentsel dönüşüm yasası" ile ilgili mecliste grubu bulunan partilerle görüşmek üzere TBMM'ye giden Barınma Hakkı Büroları temsilcileri gözaltına alındı.
Özet:Ankara’da KESK MYK üyesi Akman Şimşek, SES MYK üyesi Meryem Öztürk, BES Ankara 1 No’lu Şube yöneticisi Ahmet Danacıoğlu’nun da aralarında bulunduğu yaklaşık 20 kişi bugün polis tarafında gözaltına alındı. Polisin avukatlara aktardığı bilgilere göre gözaltı gerekçesi Güler Zere için kampanya düzenlemek, Kızıldere katiamı ile ilgili anmalara katılmak…
Özet:15-16 Haziran Direnişi ile ilgili olarak, İMO Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Harp tarafından 15 Haziran 2010 tarihinde basın açıklaması yapıldı.
Özet:AKP İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar ve 14 milletvekilinin hazırladığı Belediye Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi TBMM Genel Kurulu’nda bu hafta görüşülecek. Değişiklik teklifi, kanunun kentsel dönüşüm ile ilgili 73. Maddesi’ne odaklanıyor.
Ne yaparsanız yapın; ister kelimler boğazınıza düğümlensin, ister sesiniz titresin, isterse konuşmanızı tamamlamaya elvermesin ruh haliniz. Ağlamak isterseniz hiç durmayın. Bize sökmez. Titreyen seslere, buğulu gözlere bakıp hülyalara dalmayacak kadar tanıyoruz her birinizi. Biliyoruz, ‘kirpiksiz sarı gözler gözümüze bakarken/ sırtımıza bir bıçak girebilir.’
Ve gözlerimizin içine baka baka kandırılmak tahmin edemeyeceğiniz kadar öfkelendiriyor bizleri.
Öfkelendirir elbette. Çünkü onlar bizim arkadaşlarımız. Çünkü onların ismini ağzınıza almayı hiç hak etmiyorsunuz.
Çünkü onlar Amerikan emperyalizmine, faşizme ve gericiliğe karşı oldukları için darağacına çıkarıldılar genç yaşta. Şimdi siz dönüp bakın kendinize. Siz nesiniz?
Siz siz olun, arkadaşlarımızı bu ortaoyununa alet etmeyin. Memleket sathındaki tahkimatınızı pekiştirmek için başka argümanlar kullanın. Bizimkilerin ismini ağzınıza almayın sakın.
Onların bütün hayatı, sizin gibilerle mücadele içinde geçti. Genç ömürlerini bağımsız ve demokratik bir Türkiye yolunda hiçe saydılar; şimdi dönüp bir de kendinize bakın.
Necdet Adalı, ‘halklar birbirine kardeş olsun’ dedi; vasiyeti böyleydi. Siz özel ordu kurma peşindesiniz.
Deniz Gezmiş bir yurtseverdi. Amerika’ya meydan okumuştu. Siz ‘gelmiş geçmiş en Amerikancı iktidar’ olarak geçtiniz kayıtlara.
Erdal Eren 17 yaşında masum bir çocuktu; yaşını büyüterek astılar onu. Sizin yüz ifadeniz hakkında yorum yapmak dahi istemiyorum.
Onları astılar; sizin iktidar yürüyüşünüz başladı.
Onlar katledildiler; toplumla kurdukları bağ, sizlerin de çabasıyla kökünden koparıldı.
Onların bulunduğu yoksul mahallere nasıl girebilirdi 12 Eylülcüler siz olmasanız. Onların ördüğü toplumsal dayanışma ilişkisi ancak sizin vasıtanızla ortadan kaldırılabilirdi; nitekim öyle oldu.
Ağlamak mı istiyorsunuz; darbenin lideri Evren’in, ‘din komünizme karşı panzehir oldu bizim için’ mealindeki sözlerini dinleyin bir kez daha. Fethullah Gülen’in ‘din derslerini zorunlu hale getirdiği için 12 Eylül’ü destekledik’ şeklindeki sözlerini de hatırlayın. Bir de ondan sonra ağlamayı deneyin. Hem daha inandırıcı olursunuz hem sizlere dair bir gerçek daha görünür hale geçer; bir kamyon dolusu laf etmekten kurtulduğumuz için seviniriz buna.
12 Eylül’ün bütün ekonomik, politik, sosyal sonuçlarının üzerine bina edilen iktidarın, anayasa değişikliği ile meşrulaştırılmaya çalışılmasına alet olmak istemiyor Necdet Adalı’nın arkadaşları. Diğer örnekleri bir kenara bırakalım, 12 Eylül döneminin ürünlerinden YÖK konusunda söylenenler ve yapılanlar arasındaki fark soru işaretlerini azaltıyor. Kürt sorununu “özel ordu” marifetiyle çözmek çabası soruları tamamen ortadan kaldırıyor. Ama daha çok da, savaş örgütünden söz eden birinin, Necdet Adalı’nın ismini anması ağrımıza gidiyor.
Anayasa değişiklik paketine “evet” ya da “hayır” çıkmasından ziyade bununla ilgiliyiz biz. 12 Eylül’ün mağdurları olarak, 12 Eylül’ün “yürü ya kulum” dediklerinden demokrasi ve insanlık dersi duymak kaldırılabilir değil bizim için.
Gelin bir anlaşma yapalım. Bir tek madde gösterin bize, yüreğimize su serpecek, Necdet’in, Erdal’ın o güzelim hatıralarına halel getirmeyecek, göğsümüzü gere gere “evet” diyelim değişikliğinize. Skora dönük bir anlamı olmayabilir bu tavrın; ama bilin ki 12 Eylül mağdurlarının desteği, yaşadığınız meşruluk sorununu bir kalemde çözebilir.
Şimdi kalkıp, Kenan Evren’e yargı yolu açan ve ancak zaman aşımına uğradığı için bir anlamı olmayacak maddeyi hatırlatırsınız. Zaman aşımına uğramasa ne olacak sanki. Sorarım size, “binlerce Evren bir Adalı’ya değişilir mi?
Daha başka sorularım da olabilir size, yanıtları bizce malum olan. Çünkü her şey o kadar sarih ki. Olmayan bir şeyi oldurmak, kime mahsustur, bu konuda sizin karşınıza geçip ahkâm kesemem. Olmayan bir şeyi oldurmaya çalışmayın, en kabul edilir ifadeyle; biz bunu yutmayız.
Bir uyarım olacak: Necdet Adalı, Erdal Eren bu memleketin yasaları karşısında suçlu bulunup idam edildi. Bildiğim kadarıyla da itibarları iade edilmedi. Yani kürsüden “suçu ve suçluyu övmek fiilini” işlediniz.
Son bir yıl içinde, demokrasi havarisi kesilen hükümetiniz döneminde aynı suçu işlediği için kaç insan içerde tutuluyor, kaç insan yargılanıyor haberiniz var mı? Danışmanlarınız hazırlasınlar dosyayı, iddianameleri de getirsinler önünüze. Mahkemeler, Mahir Çayan’ı, Deniz Gezmiş’i anma etkinliklerini “suçu ve suçluyu övmek fiili” kapsamında ele alıyor. Traji-komik bir durum mudur bu, yoksa bir çifte standart mı, yanıtı siz verin.
Konuşmanızda, Ertuğrul Günay’ın da 12 Eylül mağduru olduğunu söylemişsiniz. Doğrudur. Sizinkiler dışında 12 Eylül mağduru olmayan yok ki. Günay’ı izliyoruz basından; Nazım Hikmet için harcadığı çabalara teşekkür etmek gerekiyor. Yine bir Nazım şiiriyle yapabiliriz bunu.
“Kardeşler/ onlara sokakta rastlarsanız eğer/ ölümü görmüş gibi çevirin başınızı/ kirpiksiz sarı gözler gözünüze bakarken / arkadan sırtınıza bir bıçak girebilir/ onlar istiyorlar ki/ kara toprağın kalbi durana kadar / biz pazarda kelepir bir mal gibi satılalım/ kafamızın ışığını, gücümüzü kolumuzun/ ve dumanlanmağa başlayınca gözümüzün bakışı/ yavaşlayınca damarlarımızda kanın akışı/ karaya vurmuş balıklar gibi/ köprü altlarında yatalım/ 'Kardeşler/ onlara elleriniz dokunmuşsa eğer/ yedi tas su dökün ellerinize/ yırtarak bayramlık gömleğimi ben/ peşkir yaparım size/ biz, ayrı dillerde aynı şarkıyı okuyanlar/ biz, aynı yastıkta yatar gibi/ toprağa başlarını yan yana koyanlar/ biz, yüzümüzün derisi koyu açık yanmış diye/ saçlarımız ayrı ayrı boyanmış diye barsaklarımızı birbirimizin avucuna dökerek/ birbirimizin gırtlağını dişimizle sökerek gebereceğiz/ ve kadrolar parlatarak kara gömleklerinin beyaz kordonlarını/ gömecekler kadife koltuklara golf pantolonlarını/ 'Kardeşler/ onların adına benziyorsa eğer/ adınızı değiştirin/ vebanın girdiği kapıdan girin/ onların evine atmayın ayak/ onlar istiyorlar ki/ çift ağızlı baltalarıyla/ yuvarlansın kafalarımız önüne yarın/ o kara gömlekli beyaz kordonlu golf pantolonlu/ kadroların”
Erdal Eren’in arkadaşları, anayasa değişiklik paketini böyle değerlendiriyor: Sırtımıza inen bir bıçak!
Kaynak: sendika.org
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kurucu genel başkanı Kemal Türkler, katledilişinin 30. yılında mezarı başında anıldı…
Topkapı Kozlu Mezarlığı’nda düzenlenen anmaya, Türkler’in ailesi, Birleşik Metal İş Başkanı Adnan Serdaroğlu, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Nakliyat İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, Hava İş Başkanı Atilay Ayçin’in yanı sıra yüzü aşkın sendika üyesi katıldı. Kemal Türkler cinayetiyle ilgili dün görülen duruşmaya sanık Ünal Osmanağaoğlu getirilmemiş, dava 23 Eylül tarihine ertelenmişti.
Bir dakikalık saygı duruşunun ardından ilk sözü Kemal Türkler’in kızı Nilgün Soydan aldı. Soydan, Kemal Türkler’in katillerinin cezalandırılması için 30 yıldır sürdürdükleri mücadelede sona gelene kadar devam edeceklerini söyledi.
1 Mayıs’ta bize zulüm edenler şimdi demokrasiden söz etmesin
Soydan’ın ardından bir konuşma yapan DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Başbakan Erdoğan’ın referandumda evet oyu için 12 Eylül döneminde idam edilen devrimcilerin isimlerini kullanmasını eleştirdi. 12 Eylül’ün katlettiklerinin evlerinde hala yas tutulduğunu söyleyen Çelebi, Erdoğan’ın konuşması için “1 Mayıs'ta bize gaz sıkanları, zulüm edenleri, onlara emir verenleri gördüm. Şimdi bize demokrasiden söz edemezler" dedi. Çelebi, Kemal Türkler’e katillerin cezalandırılması için mücadele edecekleri sözünü verdi.
Çelebi’nin ardından Birleşik Metal İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu ve Türkiye Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı İsmail Aslan konuştu. Sendikacıların konuşmalarının ardından anma töreni sona erdi. Bugün (20.07.2010) saat 12:30’da TMMOB, DİSK, KESK ve TTB, mecliste görüşülmeye başlanan 536 sayılı kanuna dair değişiklikleri de içinde barındıran torba yasanın geri çekilmesi talebiyle TBMM Dikmen kapısı önünde bir basına açıklaması yaptılar. Görüşülen yasayla ilgili olarak Türk Tabipler Birliğinin ve Tabip odalarının devre dışı bırakılmasını sağlayacak olan hükümler AKP Hükümetinin sermaye için dikensiz gül bahçesi yaratma çabalarının yeni bir örneği olarak görülüyor. Çalışanların güvenliği ile ilgili olarak yapılacak denetlemelerden sermayeyi kurtaran ve en son maden kazalarında açığa çıkan taşeron firmalarla ilgili işçi sağlığı ve iş güvenliği eksikliklerini meşru hale getiren bu düzenlemeye toplumun örgütlü kesiminden büyük tepkiler yükseliyor. AKP’nin de bu ve benzeri yasalarla yapmak istediği şey de zaten toplumun bu örgütlü kesimlerinin ve kurumlarının yetkilerini elinden almak. Sendikalardan meslek odalarına, Tabipler Birliği’nden demokratik kitle örgütlerine kadar her yeri ele geçirmeye çalışan mevcut hükümet, bunu beceremediği yerlerde de bu kurumları güçsüz bırakacak düzenlemelere gitmeyi bir devlet yönetme alışkanlığı haline getirdi.
Çalışanlara yönelik maaş, kıdem tazminatı, sendikasızlaştırma ve güvencesizleştirme saldırılarından sonra şimdi de onların can güvenliğini dahi ellerinden almak isteyen hükümetin uygulamaları neo-liberalizmin ve sermayenin emekçilere dünya çapında yapılan saldırıların en açık örneklerini oluşturuyor.
Konuyla ilgili örgütlerin bırakın görüşünü almayı onları tamamen devreden çıkararak her şeyi metaların rakamsal istatistiklerine indirgeyen bu uygulamalara karşı fikri sorulmayan, Türkiye’nin en büyük dört örgütü aşağıdaki basın açıklamasını yaptılar.
BASIN AÇIKLAMASI
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Çağrımızdır:
TORBA YASA GERİ ÇEKİLSİN,
İŞÇİ SAĞLIĞI, İŞ GÜVENLİĞİ HİZMETLERİ, TAŞERON FİRMALARIN KÂR HIRSINA KURBAN EDİLMESİN!
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, içinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile ilgili çok önemli maddelerin de yer aldığı bir “Torba Yasa” Tasarısı’nı görüşmeye başladı.
Söz konusu Tasarıda yapılan düzenlemelerle;
- İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı, ortak sağlık ve güvenlik birimi ile eğitim kurumlarının tanımlarının İş Yasasına eklenmesi; bu tanımlara göre anılan mesleki formasyonlar, taşeron hizmet sunum kuruluşları ile eğitim kuruluşlarının Bakanlık tarafından yetkilendirilmesi,
- İşçi sağlığı ve iş güvenliği hizmeti sunmak üzere işyeri dışında kurulacak kuruluşların nitelikleri, altyapı ve personel standartları ile işyerlerinin bunlardan hizmet almaları; işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının da içinde bulunduğu çalışanların görev yetki ve sorumlulukları, işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı eğitimleri ile belgelendirilmeleri; bu eğitimlerde görev alacak eğiticilerin nitelikleri ve eğitim sonunda yaptırılacak sınav ile ilgili olarak Çalışma Bakanlığı tarafından ilgili tarafların görüşü alınarak yönetmelik çıkartılması,
- İşyeri sağlık ve güvenlik birimi ile işyeri ortak sağlık ve güvenlik biriminde görev yapacak işyeri hekimlerinin işyerinde yapacakları görevler için diğer kanunların kısıtlayıcı hükümlerinin uygulanmaması,
- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Teşkilat Yasası’na ek yapılarak yukarıda belirtilen yetki ve görevlerin yasaya, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü’nün görevleri arasına eklenmesi öngörülmektedir.
Bütün bu değişiklik önerilerinin ortak noktası işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinde görev yapacak olan işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı yetkisinin kazanılması, bu yetkinin kazanılabilmesi için gerekli eğitimi verecek kuruluşların saptanması ve anılan mesleklerin hizmet sunum yöntemlerinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından belirlenmesine yöneliktir.
Öncelikle belirtmek isteriz ki; iş kazası ve meslek hastalıklarına ilişkin sayısal veriler göstermektedir ki, personel ve altyapı eksikliklerinin de etkisiyle, anılan Bakanlık ilgili yasa ile kendisine verilen görevleri bile yerine getirememektedir.
Nitekim; Türkiye Cumhuriyeti Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Politika Belgesi (2009-2013) başlıklı Raporda “Bir ülkede meslek hastalıklarının görülme sıklığı çalışan nüfusun %4-12’si arasında değişmektedir. Buna göre Türkiye’de 30.000-100.000 arasında meslek hastalığı beklenmektedir. Ancak SGK istatistiklerine göre 2007 yılında 1.208 meslek hastalığı vakası tespit edilebilmiştir” saptaması yapılarak belirlenemeyen, dolayısıyla uygun tedavisi yapılarak sahip olduğu özlük hakları kendisine verilmeyen on binlerce işçinin varlığı itiraf edilmiştir.
Öte yandan, yine kayıt dışı istihdam ve eksik verilerle oluşturulmuş SGK istatistiklerine göre, 2007 yılında toplam 80.602 iş kazası ve 1208 meslek hastalığı sonucu 1044 kişi yaşamını yitirmiş, 1956 kişi ise sakat kalmıştır. Ülkemizde günde ortalama üç işçi yaşamını yitirmekte, beş işçi sürekli iş göremez duruma gelmektedir.
Bütün bu tablonun değiştirilebilmesi, işçi sağlığının korunup, iş güvenliğinin sağlanması için bu alanda gerekli önlemlerin alınması; bu kapsamda nitelikli işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı hizmetlerinin işyerlerinde bulunmasının sağlanması gerekmektedir. Oysa bugün söz konusu kurumsal yapıların zayıflatılması ve bu hizmetlerin kağıt üzerinde bırakılmasına yönelik bir girişimle karşı karşıyayız.
Yükseköğretim alanında hiçbir yetkisi bulunmayan ve örgütlenmesinde de buna uygun olarak herhangi bir kadrosu mevcut olmayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, TBMM’de görüşülmekte olan Torba Yasa ile, hekimlerin işyeri hekimi olabilmesi ya da mühendislerin iş güvenliği uzmanı olabilmesi için almaları gereken eğitimi belirleyen, bu eğitimleri verecek kuruluşları yetkilendiren ve eğitimler sonunda sınavları yaparak ya da yaptırarak hekim ve mühendisleri işyeri hekimi/iş güvenliği uzmanı olarak çalışabilmesi için belgelendiren kurum haline gelmektedir.
Daha önce yapılan yasa ve yönetmelik düzenlemeleri ile istediği sonucu elde edemeyen ve bu alanda yetkisi bulunmadığı yargı kararlarıyla tespit edilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu kez Torba Yasa ile söz konusu yetkileri kazanmaya çalışmaktadır. Bu noktada, anılan Bakanlığın hukuka aykırı düzenlemelerine güvenerek işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı eğitimi ve taşeronluk hizmetlerinde faaliyet göstermek üzere kurulan şirketlerin mağduriyet belirterek yasal düzenleme talep etmeleri hiçbir biçimde kabul edilemez. Bu alanda yapılacak bütün düzenlemelerin insan yaşam ve sağlığı ile doğrudan bağı dikkate alınarak yaşam ve sağlık hakkını geliştirecek şekilde düzenlenmesi zorunludur. Aksine düzenlemeler Anayasanın yaşam hakkını koruyan 17. maddesi başta olmak üzere temel hakları düzenleyen birçok hükmüne aykırı olacaktır.
Tasarı’da yer alan düzenlemeye göre işyeri hekimlerinin bu görevlerini yapmaları sırasında “diğer kanunların kısıtlayıcı hükümleri uygulanmaz” denilmekle aslında 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Yasası’nın 5. maddesindeki “…işyeri tabipleri; çalıştıkları yerlerin sağlık hizmetlerinin başka bir yerde ikinci bir görev yapmalarına elverişli bulunduğu tabip odaları idare heyetince kabul edilmedikçe her ne suretle olursa olsun, diğer bir kurum ve işyerinin tabipliğini alamazlar.” hükmü devre dışı bırakılmaya, Türk Tabipleri Birliği’nin işyeri hekimliği alanındaki yetkileri kısıtlanmaya çalışılmaktadır.
İşyeri hekimliğinin ülkemizde gelişip kurumsal kimlik edinmesinde ve iş yaşamında etkin bir konuma yükselerek işçi sağlığının korunmasında önemli bir yer tutmasında çok özel ve önemli yeri olan Türk Tabipleri Birliği’nin sürecin dışında tutulmaya çalışılması ile işçi sağlığının korunup geliştirilmesine bir katkı sağlanamayacağı tartışmasız olduğuna göre böyle bir düzenlemenin amacının işçi sağlığının geliştirilmesi olmadığı ortadadır.
Bu düzenlemelerin amacı; işçi sağlığı ve güvenliği alanını tümüyle piyasaya açmak, bu alandaki taşeron firmalara rant ve kâr alanı sağlamaktır.
Halkın oylarıyla seçilen Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir kez daha çağrıda bulunuyoruz:
“Torba Yasa” geri çekilsin,
İşçi sağlığı, iş güvenliği hizmetleri, taşeron firmaların kâr hırsına kurban edilmesin!

HASANOĞLAN BU ÜLKENİN YÜZ AKIDIR!
TMMOB MİMARLAR ODASI ANKARA ŞUBESİ
HASANOĞLAN ÇALIŞMA GRUBU VE DİĞER TMMOB ODALARIYLA ELELE
HASANOĞLAN’DA YAZ OKULU DÜZENLİYOR
(23 Temmuz – 01 Ağustos 2010)
Yetmiş yıl önce, II: Dünya Savaşı’nın karanlık ve yokluk günlerinde,
Anadolu’nun on dört ayrı yöresinden yoksul, yüzleri gün yanığı,
Ayakları yalın köylü çocukları toplanmışlardı.
Tonguç Baba’nın çocuklarıydı onlar.
O günlerde Hasanoğlan’da istasyon olmadığından, Lalahan’dan Hasanoğlan’a kadar, altı kilometre rampa boyunca,
raylar üzerinde kalas çektiler, sırtlarıyla taş taşıdılar,
Kilometrelerce öteden su getirdiler, dağları yara yara,
Elleriyle kurdular Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve Yüksek Köy Enstitüsü’nü,
Halk kültürüyle evrensel bilgiyi harman ettiler…
Şenlikçi, imececi bir ateş yaktılar.
Köy Enstitüsü günleri sona erdiğinde,
Öğretmen okulu oldu Hasanoğlan.
Aydınlık yüzlü, kor yürekli binlerce öğretmen yetişti buradan…
Öğretmen lisesi oldu, geleneğini üniversitelere taşıdı.
Şimdi, 70 yıl önce yapılmış o anıtsal yapılara,
Ülkemizin yüz akına, bir yeniden doğuş olmalı diyoruz.
Bir yeniden diriliş…
Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği’nin çağrısıyla oluşmuş Hasanoğlan Çalışma Grubu’nun bir yıldır sürdürdüğü çalışmaya Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Okulu Mezunları Derneği de katıldı,
Mimarlar Odası Ankara Şubesi, yıkılmaya yüz tutmuş sinema binasının, müzik işliğinin ve diğer yapıların onarımı, ayağa kaldırılması için genç kuşakları ve diğer meslek kuruluşlarını, sanatçı derneklerini çağırdı imeceye,
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Peyzaj Mimarları Odası, Ziraat Mühendisleri Odası güç veriyor,
Üniversite öğretim üyelerinin, oda yöneticilerinin, sanatçı derneklerinin, öğrenci gruplarının kolaylaştırıcı olacağı çalışmalarla,
Yıkılmaya yüz tutmuş yapıların, aralarında Âşık Veysel’in kendi eliyle diktiği kiraz ağacının da bulunduğu çevredeki ağaç dokusunun röleveleri çıkarılacak,
Müze, kütüphane, açık hava tiyatrosu, projelendirilerek anıtsal yapılar olarak kayıtlara geçirilecek.
Teknik çalışmalara çevrede yapılacak düzeltme, onarım, temizlik eklenecek,
İşlikler kurulacak, imececi kültür, şenlikler için;
Tiyatrodan el sanatlarına, Şiirden öyküye,
Katılımcılar becerilerini, yeteneklerini paylaşacaklar,
Amfi tiyatroda her akşam eleştirel değerlendirmeler, coşkulu eğlenceler düzenlenecek…
Öğreneceğiz, çalışacağız, üreteceğiz ve paylaşacağız….
Başvuru için: TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi,
Saadet Sönmez, Tel: 0 312 417 86 65
hasanoglancalismagrubu@gmail.com
Ece Yoltay, Tel: 0 554 9271342
w
Gökçek Yasası Bakanlar Kurulu’nda…
Hükümetin vazgeçemediği üç şey: Yıkım, Yağma ve Talan…
İktidara geldiği günden itibaren dokunduğu her şeyi sermaye için ranta çevirme amacıyla hareket eden hükümet bu yolda hiçbir engel tanımıyor. Bilimsel verilerin ve yargı kararlarının yağmayı, talanı engellediği yerde bir bütün olarak TBMM’yi, hatta Bakanlar Kurulu’nu dahi devreye sokmaktan çekinmiyor. Tam bir mirasyedi gibi davranan hükümet mali istikrarı ve büyümeyi, üreten bir Türkiye yaratarak aşmak yerine toplumun bu güne kadar birlikte yarattığı tüm değerleri satarak gerçekleştirmeye çalışıyor. Ezilenlerin, emekçilerin ve yoksulların canı pahasına kazanmış olduğu bütün hakları tasfiye ederek sermayeye dikensiz bir gül bahçesi hazırlıyor.
Bu amaçla kimi zaman 4c gibi uygulamalarla emekçilerin haklarını gasp ederek onları kölelikten bile daha kötü koşullarda çalışmaya zorluyor, kimi zaman memurların yaratmış olduğu katma değerle yapılan tatil yerlerini satıyor, kimi zaman da kentlerin büyümesi nedeniyle, eskiden yoksulların ve emekçilerin yaşamış olduğu bölgelerin, yeni kent merkezlerine dönüşmesi amacıyla buraları rant alanlarına dönüştürerek onların elinden alıyor.
Ankara’da kentsel yağma ve Melih Gökçek …
Hükümet’in bu politikalarının en ideal uygulayıcılarından biri de Türkiye’nin başkentini yöneten Melih Gökçek. Yıllardır Dikmen Vadisi ve Mamak’ta Kentsel Dönüşüm Projelerini halkın daha nitelikli bir barınmaya kavuşması için değil de sermayeye yeni rant alanları açmak için uygulamaya çalışan Gökçek 2005’ten beri Barınma Hakkı Mücadelesi ve bunun bir sonucu olan yargı kararları ile durdurulmuş ve 2009 yılında Dikmen Vadisi Kentsel Dönüşüm Projesini iptal etmek zorunda kalmıştı.
Ama ne Melih Gökçek’i ne de hükümeti bilim ve hukuk durdurabiliyor. Bilimin duvarına çarptığı yerde YÖK aracılığıyla üniversiteleri ele geçiriyor, hukukun duvarına çarptığı yerde sözde anayasa değişikliği ile yargıyı ele geçirerek rant uygulamalarının önündeki engelleri kaldırıyor. Öyle ki belediyelerin işi olan kentsel dönüşümle ilgili hukuksal sorunları aşabilmek için Başbakan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve 26 bakanın imzasının olduğu Bakanlar Kurulu kararı çıkarabiliyor.
14 Haziran’da TBMM’ye AKP İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar ve 14 arkadaşı tarafından sunulup, sadece AKP milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen, kamuoyunda Melih Gökçek yasası olarak bilinen 5998 Sayılı “Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” Abdullah Gül’ün onayından da jet hızıyla geçmişti. “Yeni Belediyeler Yasası”nın açtığı yağma olanakları mecliste AKP tarafından hemen kullanılmaya başlandı. 14 Haziran’da TBMM’de AKP’nin oylarıyla geçen ve daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen birçok uygulamayı da içinde barındıran yeni yasa ilçe belediyelerinin neredeyse bütün yetkilerini elinden alıyor ve kentsel dönüşüm projelerini yargı işlemlerinin dışında bırakıyordu. Böylece Mamak ve Dikmen gibi bölgelerde Kentsel Yağma’ya karşı kazanılmış hukuksal zaferler artık olanaksız hale geliyor.
Yeni yasanın vermiş olduğu bu yağma ve yıkım olanaklarını, yoksul halkı kent merkezlerinden dışlamak ve yeni rant bölgeleri yaratmak için hiç zaman kaybetmeden kullanmaya başlayan mevcut hükümet, 06 Temmuz 2010 tarihinde İçişleri Bakanlığının gönderdiği 47206 numaralı yazı üzerine, yasanın meclisten geçme süresi daha bir ayını doldurmadan, Ankara’da 7 bölge için “Kentsel Dönüşüm Projesi” kararını Bakanlar Kurulu aracılığıyla alarak 13 Temmuz 2010’da Resmi Gazete’de yayımlattı.
2010 661-667 no’lu kararlara göre Çankaya'dan "Yeni Güneypark, Yıldız, Çaldağ, Dikmen Vadisi"; Yenimahalle'den "Ballıkuyumcu, Eski Aşot"; Altındağ'dan Kuzey Ankara 2. Etap 'kentsel dönüşüm' kapsamına alındı.
Kentsel dönüşümü kentsel yağma olarak algılayan bu zihniyete karşı, daha nitelikli bir barınma ve yaşam hakkını içinde barındıran gerçek bir dönüşüm için bilim insanlarının ve mühendislerin fikrinin hiç sorulmadığı bu uygulamalara karşı tüm halkımızı duyarlı davranmaya çağırıyoruz.
Ne bilim ne de hukuk tanıyan mevcut hükümetin yıkım yasalarına karşı ezilenlerden ve dışlanmak istenenlerden yana çok daha örgütlü bir mücadele için yeniden yollara düşmenin zamanı geldi diye düşünüyoruz.
İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi
Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Ersan
GÖKÇEK'İN GÜCÜ YETMEDİ, ŞİMDİ DE DOĞRUDAN AKP HÜKÜMETİ VADİYE SALDIRIYOR !
Bakanlar Kurulu, 13 Temmuz 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlük kazanan 2010/667 sayılı kararı ile, Dikmen Vadisi’ni “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” olarak ilan etti. İdari yargı organlarının verdiği iptal kararları ve Dikmen Vadisi halkının mücadelesi sonucu geriletilen kentsel yağma, bu kararla yeniden gündeme geldi. Vadi halkı, barınma hakkını savunma ve vadiyi rant çetelerine teslim etmeme kararlılığını sürdürecektir.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin 14.01.2005 tarih ve 215 sayılı meclis kararı ile kentsel dönüşüm alanı olarak ilan edilen Yukarı Dikmen Vadisi’nde, yaklaşık 5 yıldır süren barınma hakkı mücadelesi; 2009 yılı bahar aylarında projenin iptali ile sonuçlanmıştı. Rant çeteleri, vadi halkının talepleri ve barınma hakkı mücadelesi karşısında geri adım atmıştı.
Bu 5 yıllık mücadele sürecinde, 2006 yılından başlayarak vadiye sunulan belediye hizmetleri durdurulmuş, Yukarı Dikmen Vadisi yaşanması güç bir bölge haline getirilmişti. Belediye otobüslerinin seferlerine son verilmiş, Halkekmek büfeleri kaldırılmış, kanalizasyon ve yol bakım-onarım çalışmaları durdurulmuş, vadide yaşayan binlerce insana yönelik benzeri görülmemiş bir yıldırma harekatı yürütülmüştü. Bu kapsamda vadideki evlerin telefonları dahi kesilmiş, vadi halkının çabaları sonucu ancak 2 yıl sonra bölgeye yeniden telefon hizmeti verilmeye başlanmıştı. Bu süreçte rant çeteleri vadi halkını da bölüp parçalamaya çalışmış, bir çok komşumuz ya kandırılarak ya da korkutularak vadiyi terk etmek zorunda bırakılmıştı, hatta gidenler kalanlara düşman kılınmaya çalışılmıştı. Ardından 1 Şubat 2007 tarihinde vadiye yönelik büyük bir yıkım saldırısı gerçekleştirilmiş, yaklaşık 5300 polis ve bir o kadar belediye zabıtasının katıldığı bu saldırıda vadi halkından yüzlercesi yaralanmış, çok sayıda vadili gözaltına alınmıştı. 2008 yılı Ağustos ayında ise vadi halkının Barınma Hakkı Bürosu kundaklanmış, yakılarak yok edilmişti. Olayla ilgili İ. Melih Gökçek hakkında azmettirmekten açılan soruşturma ise, delil yetersizliğinden sonuçsuz kalmıştı.
Vadi halkı, kendi öz gücü ile oluşturduğu “Barınma Hakkı Bürosu” ve halk meclisi çatısı altında, bütün bu baskı ve saldırılara rağmen birlikteliğini ve direnişi sürdürmüş; 500’e yakın hane vadiyi ve evlerini terk etmemişti. Vadi halkının barınma hakkı mücadelesi ve oluşturduğu Barınma Hakkı Bürosu örgütlenmesi, başka birçok kentsel dönüşüm bölgesinde de haksızlığa uğrayan halka örnek ve model oluşturmuştu. Vadi halkı, imece usulü, vadide yeni bir yaşamı kendi elleri ile kurmuş, çocuk parkından spor sahalarına, halk okulundan tarım alanlarına, bir çok kurumsal mekan ve değeri yaratmıştı.
Sonuçta İ. Melih Gökçek ve rant çeteleri, idari yargı organları tarafından verilen kimi iptal kararlarının da etkisi ile, 2009 yılı bahar aylarında projeyi iptal etmek zorunda kalmıştı. Vadi halkı, projenin iptali sonrası başlattığı ağaçlandırma kampanyası ile, vadinin betonlaşmaya teslim olmayarak bütün kente ait bir değer kılınması için kolları sıvamıştı. Yine vadi halkı tarafından ilki 2009 yılı yaz aylarında gerçekleştirilen “Festivadi” adlı kültür-sanat festivali ile, Yukarı Dikmen Vadisi’nin bütün kentlilerin yararlanacağı bir “kültür-sanat vadisi” olmasının yolu açılmıştı.
Ancak Yukarı Dikmen Vadisi’nin sahip olduğu yüksek rant değeri nedeniyle, Gökçek ve rant çeteleri kentsel yağma çabalarından vazgeçmedi. Nitekim AKP iktidarının bilinen neo-liberal sömürü ve yağma politikalarının; yoksul emekçi halka düşman, sermayeye dost icraatlarının temel bir ayağını oluşturan kentsel dönüşüm yağmasının nihai olarak durması da beklenemezdi. Onlar için temel sorun ve ihtiyaç, yoksul emekçi halkın giderek yükselen barınma hakkı mücadelesine karşı, şimdi yeni silahlarla, yeni yasa ve kurumlarla savaşa girmekti.
Bu kapsamda öncelikle, geçtiğimiz günlerde TBMM tarafından kabul edilen 5998 Sayılı “Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” ile, kentsel dönüşüm uygulamalarında belediyelerin ve sermaye kesimlerinin eli güçlendirildi. AKP milletvekilleri tarafından sunulan ancak arkasında bizzat Gökçek’in olduğu söylenen bu yasa, jet hızı ile meclisten geçirildi ve hiç bekletilmeksizin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylandı.
İşte şimdi de, belediye meclis kararı yerine doğrudan AKP hükümetinin bakanlar kurulu kararı ile, Dikmen Vadisi’nde yeni bir kentsel dönüşüm projesinin önü açılmış oldu. Dikmen Vadisi’ni “Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı” olarak ilan eden 2010/667 sayılı Bakanlar Kurulu kararı, 13 Temmuz 2010 tarih ve 27640 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.
Memleketin o kadar mühim meselesi dururken, yaklaşık 500 haneden ibaret gecekondu halkının, koskoca Bakanlar Kurulu gündemini meşgul etmesi, aslında halkın öz gücünün, örgütlülüğünün ve kararlılığının nedenli büyük ve önemli olduğunun bir göstergesi olsa da; vadi halkı olarak bu yeni saldırının çok daha ağır olacağını biliyoruz.
Barınma hakkımızı sonuna kadar savunacağız !
İster belediye meclis kararı, ister bakanlar kurulu kararı, isterse ABD senatosunun kararı olsun.
Örgütlü bir halkı hiçbir güç yenemez !
Ve bilinsin ki, bazen kazandığını düşünenler, gerçekte kaybedenlerdir. Yenilmiş gözüyle bakılanlar ise, aslında gerçek kazananlardır. Tarihe bakın, yarınlara kalan mücadele değerlerine bakan, bize hak vereceksiniz ...
YIKIM VE YAĞMA’NIN ACİLİYETİ: Kentsel (Rantsal) dönüşüm projesi tekrardan başlıyor…
ve mücadele de…
AKP’li Nusret Bayraktar ve 14 milletvekilinin beraber hazırladığı “Yeni Belediyeler Yasası”nın açtığı yağma olanakları mecliste AKP tarafından hemen kullanılmaya başlandı. 14 Haziran’da TBMM’de AKP’nin oylarıyla geçen ve daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen bir çok uygulamayı da içinde barındıran yeni yasa ilçe belediyelerinin neredeyse bütün yetkilerini elinden alıyor ve kentsel dönüşüm projelerini yargı işlemlerinin dışında bırakıyordu. Böylece Mamak ve Dikmen gibi bölgelerde Kentsel Yağma’ya karşı kazanılmış hukuksal zaferler artık olanaksız hale geliyor.
Yeni yasa’nın vermiş olduğu bu yağma ve yıkım olanaklarını, yoksul halkı kent merkezlerinden dışlamak ve yeni rant bölgeleri yaratmak için hiç zaman kaybetmeden kullanmaya başlayan AKP Hükümeti yasanın meclisten geçme süresi daha bir ayını doldurmadan Ankara’da 7 bölge için “Kentsel Dönüşüm Projesi” kararını Bakanlar Kurulu aracılığıyla alarak Resmi Gazete’de yayımlattı.
Karara göre Çankaya'dan "Yeni Güneypark, Yıldız, Çaldağ, Dikmen Vadisi"; Yenimahalle'den "Ballıkuyumcu, Eski Aşot"; Altındağ'dan Kuzey Ankara 2. Etap 'kentsel dönüşüm' kapsamına alındı.
Ankara’da Demokratik Kitle Örgütleri’nin, sendikaların ve İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nin de içinde olduğu meslek odalarının, bilim insanlarının raporlarını da kullanarak verdiği mücadele sonucunda kazanmış olduğu davaları geçersiz kılmak isteyen AKP’nin Anayasa Referandumu ile de neyi amaçladığı açığa çıkmış oldu.
Ne bilim ne de hukuk tanıyan mevcut hükümetin yıkım yasalarına karşı ezilenlerden ve kent dışına atılmak istenilenlerden yana, şimdi çok daha örgütlü bir mücadele için yeniden yollara düşmenin zamanıdır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’ün de imzalarının bulunduğu ve 26 AKP’li bakanın onayladığı 2010 661-667 karar no’lu yasalarla ilgili bilgi ve krokilere aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.
YAPI DENETİMİ TÜM İLLERDE UYGULANACAKTIR
Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile 19 ilde uygulanmakta olan 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunun bütün illerde uygulanması kararlaştırılmıştır.
|
13 Temmuz 2010 SALI
|
Resmî Gazete
|
Sayı : 27640
|
|
BAKANLAR KURULU KARARI
|
|
Karar Sayısı : 2010/624
4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunun uygulanacağı iller hakkındaki ekli Karar’ın yürürlüğe konulması; Bayındırlık ve İskan Bakanlığının 20/4/2010 tarihli ve 1240 sayılı yazısı üzerine, adı geçen Kanunun 11 inci maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 14/6/2010 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Abdullah GÜL
CUMHURBAŞKANI
Recep Tayyip ERDOĞAN
Başbakan
C. ÇİÇEK B. ARINÇ A. BABACAN M. AYDIN
Devlet Bak. ve Başb. Yrd. Devlet Bak. ve Başb. Yrd. Devlet Bak. ve Başb. Yrd. Devlet Bakanı
M. Z. ÇAĞLAYAN F. N. ÖZAK M. Z. ÇAĞLAYAN F. ÇELİK
Devlet Bakanı V. Devlet Bakanı Devlet Bakanı Devlet Bakanı
E. BAĞIŞ S. A. KAVAF C. YILMAZ S. ERGİN
Devlet Bakanı Devlet Bakanı Devlet Bakanı Adalet Bakanı
M. V. GÖNÜL B. ATALAY A. DAVUTOĞLU M. ŞİMŞEK
Milli Savunma Bakanı İçişleri Bakanı Dışişleri Bakanı Maliye Bakanı
N. ÇUBUKÇU M. DEMİR R. AKDAĞ B. YILDIRIM
Milli Eğitim Bakanı Bayındırlık ve İskân Bakanı Sağlık Bakanı Ulaştırma Bakanı
M. M. EKER V. EROĞLU N. ERGÜN S. ERGİN
Tarım ve Köyişleri Bakanı Çalışma ve Sos. Güv. Bakanı V. Sanayi ve Ticaret Bakanı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı V.
E. GÜNAY V. EROĞLU
Kültür ve Turizm Bakanı Çevre ve Orman Bakanı
14/6/2010 TARİHLİ VE 2010/624 SAYILI
KARARNAMENİN EKİ
KARAR
MADDE 1 – (1) 19 ilde uygulanmakta olan 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunun bütün illerde uygulanması kararlaştırılmıştır.
MADDE 2 – (1) Bu Karar 1/1/2011 tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 3 – (1) Bu Karar hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
|
KARAYOLLARI ÖZELLEŞTİRİLİYOR; MÜHENDİSLİĞİN UYGULAMA ALANLARI DARALTILIYOR
İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilen 6001 sayılı “Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” ile ilgili, 7 Temmuz 2010 Çarşamba günü İMO Kongre ve Kültür Merkezi 2. kat toplantı salonunda basın açıklaması yaptı. İnşaat Mühendisleri Odası’na bağlı tüm şubelerde eş zamanlı yapılan açıklamayı Ankara Şubesi Yönetim Kurulu adına Sekreter Üye Ferhat Yaşar Arıkan yaptı.

Karayolları özelleştiriliyor; mühendisliğin uygulama alanları daraltılıyor;
TBMM Genel Kurulunda kabul edilen 6001 sayılı “Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” bir yandan karayollarımızda gerçekleştirilmesi düşünülen özelleştirmelerin önünü açarken, diğer yandan mühendislik mesleğinin uygulama alanlarını daraltmaktadır.
Kanunun hedefi bellidir. Ulusal değerleri özelleştirme adı altında ulusal, uluslararası büyük sermaye gruplarına peşkeş çekmek ve mühendislik mesleğinin kamusal düzeydeki uygulama alanlarını daraltarak mühendisleri güvencesiz çalışmaya mahkûm etmek.
AKP iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, kamusal alanı yeniden tanımlamaya ve yeni tanım çerçevesinde düzenlemeye çalışmaktadır. Bu doğrultuda başlayan sürece, başta yatırımcı kuruluşlar olmak üzere tüm kamu kurumları dahil edilmiştir. Kamu kurumları tasfiye ya da özelleştirme kıskacına alınmış, bazı kurumlar tasfiye edilirken bazı kurumlar özelleştirilmiş ancak genel anlamda kamusal alan daraltılmıştır. Tercihte, uluslararası tekellerin ihtiyaç ve talepleri belirleyici olmuştur. Köy Hizmetleri, İller Bankası, Bayındırlık Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü, DSİ Genel Müdürlüğü ya tasfiye edilmiş ya da ilgi ve yetki alanlarında küçülme gerçekleştirilmiştir.
Dünya Bankası ve IMF direktiflerinin özünü, kamunun bir bütün olarak üretim ve yatırımdan elini çekmesi, zaten sorunlu olan sosyal devlet uygulamalarının tamamen tasfiyesi, kamu personel sayısının en alt seviyeye çekilmesi, genel bütçe içinde yatırım harcamalarının en aza indirilmesi oluşturmaktadır ki, 1980’lerin ikinci yarısında başlayan ve AKP iktidarıyla ivme kazanan bu süreç Türkiye’yi neoliberal politikaların laboratuar ülkesi haline getirmiş, Türkiye özelleştirmeci ülkeler listesinin ilk sıralarında yer almıştır.
Dikkat edilmeli ki, AKP iktidarı tarafından çıkarılan kanunların, gerçekleştirilen yasa değişikliklerinin tek bir hedefi bulunmaktadır: Özelleştirmeleri kolaylaştırmak, yasal engellerden kurtulmak, yasal yollara başvurularak sürecin sekteye uğramasını baştan engellemek. Söylenmeli ki, AKP iktidarı ulusal değerlere adeta “müflis tüccar” gibi yaklaşmakta, ancak ülkenin yarattığı değerleri kolayca elden çıkartmak için “kılı kırk yarmaya” çalışmaktadır.
TBMM’den iktidar partisi milletvekillerinin oylarıyla geçen 6001 sayılı “Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” AKP iktidarının özelleştirmeler konusunda ne kadar hassas ve kararlı olduğunu gösteren bir belge niteliğindedir.
Ülke kamuoyu ne yazık ki adı geçen kanunla ilgili farklı noktaları tartışma konusu yapmış, özellikle bölünmüş yollardaki hız sınırının artırılması gibi daha popüler değişiklikler gündeme taşınmıştır. Bölünmüş yolların neden olduğu trafik kazaları bir sorun olarak karşımızda dururken, bölünmüş yollardaki kör noktalar sorunu henüz çözülmemişken araç hızını artırmanın yol açacağı sonuçlar ayrı bir tartışma konusudur ancak kanunun temel hedefini gölgelemeyi başarmıştır.
Yasanın “Gelirler ve Muafiyetler” başlığı ile düzenlenen bölümü(madde 11) Karayolları Genel Müdürlüğü’nün niteliği noktasında oldukça dikkat çekicidir. Karayolları, kamu hizmeti veren bir kuruluş mu yoksa ticari bir işletme midir? Yasa öyle düzenlenmiştir ki, kurum adeta ticari işletme gibi tanımlamaktadır.
11. Maddede kurumun gelirleri sıralanırken, kurumun genel bütçedeki payı dışında, işletici şirket tarafından ödenen paylar, ücretli geçişlerden alınan ücretler, taşınmazlar ve tesisler için kira, kullanma ve ön izin verilmesiyle elde edilecek gelirler, müteahhitlere kiralanan araç ve gereçlerden elde edilecek bedeller ve benzeri pek çok gelir kalemi belirtilmiş, Karayolları özel bütçeli bir kurum gibi değerlendirilmiştir.
Yasanın 14. Maddesinde; 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’a atıfta bulunularak, “İşletme hakkı verilen veya devredilen karayollarında geçiş ücretinin belirlenmesine ilişkin esas ve usuller ile ücretsiz geçiş yapmasına izin verilecek olanlar sözleşmelerde düzenlenir” denilerek, otoyolların, köprülerin vb.’lerinin özelleştirme uygulamalarında karşılaşılan engeller bertaraf edilmek istenmiştir.
Yasanın 33. Maddesinde; ‘bedeli ödenmek şartıyla, gerçek ve tüzel kişilere Orman Bakanlığınca izin verilebilir’ denilerek orman arazilerinin satışı kolaylaştırılmış, kamu arazilerinin ve orman alanı üzerinde bulunan kamu tesislerinin özelleştirilmesinin yolu açılmıştır. Aynı şekilde Karayolları Genel Müdürlüğü’ne orman arazilerini istediği gibi kullanma yetkisi getirilmiştir ki, İstanbul’da üçüncü Boğaz Köprüsü güzergâhının belli olmasıyla başlayan talana yasal dayanak hazırlanmıştır.
Bilindiği gibi İstanbul, Ankara gibi metropol kentlerde metro yapımı bir kangren haline gelmiş, yerel yöneticiler metronun yaygınlaştırılmasına değil alt ve üst geçitlerin çoğaltılmasına dayanan bir ulaşım politikasını hayata geçirmiş, bırakalım yeni yatırımları, yarım kalan metro inşaatları dahi bitirilmemiştir. Adana metro çalışması da bu açıdan bakıldığında İstanbul ve Ankara’daki kilitlenmeye benzer bir süreç izlemiştir. Bir türlü bitirilemeyen metro çalışmaları için milyarca liralık ulusal servet heba edilmiş, kentlilerin vergileriyle oluşturduğu kaynak alt üst geçitlere, havuzlara, lalelere harcanmıştır. Metro için alınan iç ve dış kaynaklardan sağlanan krediler nedeniyle kentliler borçlandırılmış, yerel yönetimler borç batağına çekilmiştir.
Kanuna, başta Ankara ve İstanbul Belediye Başkanları olmak üzere, beceriksiz yerel yöneticileri kurtarmak amacıyla, “Büyükşehir belediyelerinin bu Kanunun yürürlük tarihi itibarıyla yapımı devam etmekte olan şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro projeleri, Bakanlıkça devralınabilir” hükmü eklenmiş, adeta beceriksizlik ödüllendirilmiştir.
6001 sayılı “Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri hakkında Kanun” ayrıntılı incelemeye ihtiyacı olan, kendi ana hükümleri dışında ilgili başka kurumların çalışmalarını düzenleyen kanunlarda da değişiklikler gerçekleştiren bir metin olarak, inşaat mühendisliğinin mesleki alanlarından biri olan karayolu ulaşımında yeni bir dönemin başladığının habercisidir.
İnşaat Mühendisleri Odası kamusal sorumluluğu gereği adı geçen kanuna itiraz etmekte, toplumsal çıkarları savunmaya devam edeceğini kamuoyuna duyurmaktadır.
İnşaat Mühendisleri Odası
Ankara Şubesi Yönetim Kurulu
İMO ANKARA ŞUBESİ’NDE YENİ DÖNEM İŞYERİ TEMSİLCİLİKLERİ KURMA ÇALIŞMALARI BAŞLADI
İMO Ankara Şube Yönetim Kurulunun çağrısıyla, 1 Haziran 2010 Salı günü İMO Kongre ve Kültür Merkezi Güney Özcebe Salonu’nda yeni dönem işyeri temsilciliklerinin oluşturulması gündemi ile toplantı yapıldı. Toplantıya yaklaşık 70 üyemiz katıldı.

Nitelikli, verimli tartışmaların yapıldığı toplantıda; yeni dönemde işyeri temsilciliklerinin daha güçlü, daha örgütlü ve kurumsal bir çalışma halini alması, bununla ilgili olarak da Şube’de ne gibi çalışmalar yapılması gerektiği ve işyeri temsilcilerimize düşen sorumluluklar üzerine konuşuldu. Uluslararası krizin derinleşmesiyle birlikte, bu krizin kendisini en ağır hissettirdiği sektörlerden birinin inşaat sektörü olduğu, bunun neticesinde meslektaşlarımızın çalışma koşullarının zorlaştığı, işsizliğin günden güne arttığı, düşük ücretlerle çalışmanın dayatıldığı, güvencesizliğin sektörde hakim olmaya başladığı üzerine vurgular yapıldı. Bu koşullarda İMO Ankara Şube ve üyelerimiz arasında sürekli ve sağlıklı iletişim kanallarının oluşturulabilmesi, üyelerimizin işyerlerinde karşılaştıkları sorunların paylaşılabilmesi, şubemiz çalışmaları ile ilgili görüş, sorun, eleştiri ve isteklerinin şubemize aktarılabilmesi, aynı şekilde şubemiz çalışma, etkinlik, karar, görüş ve duyurularının da işyerlerinde ki üyelerimize iletilebilmesi için, işyeri temsilciliklerinin kurumsal bir yapıya kavuşturulması gerekliliğinin vurgulandığı toplantı İMO Lokali’nde verilen yemekle sona erdi.
Sayın Üyemiz,
2/712 esas numaralı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin 10, 11 ve 12. maddeleri, işçi sağlığı ve iş güvenliği sorununun kamusal niteliğini tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu değişiklikler yasalaştığı takdirde “iş kazaları” ve “iş güvenliği” sorunu giderek büyüyecektir.
Yasa değişikliği teklifi reddedilmelidir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki uygulama yönetmeliklerinin, TMMOB, TTB ve sendikaların da taraf olduğu komisyonlar eliyle hazırlanması gerekmektedir.
Bu nedenle ekli yazının, TBMM üzerinde baskı unsuru oluşturması için siz üyelerimizin de katılımıyla TBMM Başkanlığı’nın 0312 420 51 65 no’lu faksı ile TBMM Plan Bütçe Komisyonunun 0312 420 53 68 no’lu faksına ulaştırılması önem arz etmektedir.
İMO ANKARA ŞUBE
"ÇEVRE DİRENİŞLERİ BULUŞUYOR ETKİNLİĞİ" 26-27 HAZİRAN'DA TARİHLERİNDE YAPILIYOR
TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu tarafından toprağımıza, suyumuza, havamıza, geleceğimize sahip çıkma inancıyla 26-27 Haziran 2010 tarihlerinde İMO Teoman Öztürk Salonu’nda “ÇEVRE DİRENİŞLERİ BULUŞUYOR” etkinliği gerçekleştrilecek.
Etkinlik Broşürü 1
Etkinlik Broşürü 2
YARGI GEÇ DE OLSA KENTE DAİR BİR KEZ DAHA HAKLILIĞIMIZI ONAYLADI,
GAR MEYDANI KATLI KAVŞAK PROJESİNİ İPTAL ETTİ!
TCDD Gar önü Katlı Kavşakla İlgili
17 Nisan 2008 Tarihi’nde Yaptığımız Basın Açıklaması’nda Neler Söylemiştik?
Bugünden yaklaşık 2 yıl 3 ay önce Ankara’nın Türkiye’nin Başkent olma özelliğini ve kent kimliğini kaybetmesini sağlayacak yeni bir yıkım projesine (Gar Önü Katlı Kavşak yapımına) Kent ve Kentliye karşı toplumsal sorumluluğu olan, Kamusal çıkarın korunmasını da kendine görev edinen bir meslek örgütü olarak karşı çıkmıştık.
Büyükşehir Belediyesi’ni uyarırken “yaptığınız tüm projelerde yaya önceliğini sağlama, şeffaflık, katılımcılık, kültür ve tabiat varlıklarının korunması, Cumhuriyet’in simgesel değerlerinin gözetilmesi, Ankara’nın Başkent kimliğinin korunması, meydanların kentlerin oluşumunda vazgeçilmez olduğu konularında sınıfta kalıyorsunuz; kaldınız” demiştik.
Kimi zaman rantsal dönüşüm biçimini alan kentsel dönüşümlerle, kimi zaman yaya ulaşımını normal zeminden ayıran alt ve üst geçitlerle, yayalar aleyhine araçlar için yol genişleten kaldırım daraltma çalışmalarında ve de katlı kavşakların kent merkezlerini otobanlara çeviren uygulamalarla görünür hale geldi…
Bu uygulamalardan biri de 14.04.2008 tarihinde inşaatına başlanan TCDD Gar Önü Katlı Kavşak Projesi’ydi…
Bu proje ile ilgili o tarihte neler söylemiştik:
- TCDD’ye ait kamusal alanların talanına yönelik bir projenin aracıdır…
- İnsan Haklarına, Kentli Haklarına ve Yaya Haklarına aykırıdır…
- 3194 sayılı İmar Yasası’na uygun değildir…
- Şehircilik ve Kent Planlama İlkelerinin hepsine aykırıdır…
- Planlama Bilimi ve Kent Merkezi Düzenleme İlkeleri ile tam bir karşıtlık içindedir…
- Yürürlükte olan ulaşım politikalarına, Ulaşım Planı karar, ilke ve hedeflerine aykırıdır.
- Yaya ağırlıklı bir güzergahta, yayaların önemsenmeden sadece araç trafiğine yönelik bir düzenlemedir.
- Bu düzenleme ile meydan, meydan olma özelliğini kaybedecektir.
- Bu düzenleme, tarihi yapı olan Gar Gazinosu ve 2. bölge binası gibi tescilli yapılara zarar verecektir.
- Fore kazık çalışmaları 70 yıllık ağaçların köklerine zarar verecektir.
Bütün bu gerekçelere ve temellendirmelere rağmen Büyükşehir Belediyesi haykırışlarımıza kulaklarını tıkadı. Bilimsel ilkelere, Kent ve Kentli haklarına uygun olmayan uygulamaları diyalog ve sivil iradeler aracılığıyla çözme denemelerimizin Melih Gökçek anlayışı ile kesilmesinden sonra yapabileceğimiz tek bir şey kalmıştı: bu zihniyeti yargıya taşımak ve haklılığımızı yargıda ispatlamak. Bütün bu değerlendirmeler eşliğinde 18.04.2008 tarihinde İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, TMMOB’ye bağlı diğer meslek odaları, Ankara Barosu ve BTS (Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası) ile birlikte hukuksal süreci başlattık.
Fakat benzer örneklerini Akay Kavşağı, Kuğulu Kavşak, Mithatpaşa Köprüsü gibi bir çok davada da yaşadığımız yargının yavaşlığı süreci aynı şekilde işledi ve haklılığımız çok sonra ispatlandı. Ankara Gar Önü Katlı Kavşak yapımının yukarıda belirttiğimiz bütün gerekçe ve temellendirmelere aykırı olduğu, Halkın haklarının gasp edildiği, Kent, Kentli ve İnsan Hakları’na aykırı olduğu, Başkent’in tarihi değerlerini tahrip ettiği, tabiat varlıklarının yok edilmesine neden olduğu 14.01.2010 tarihinde Ankara 7. İdare Mahkemesi’nin 2009/445 esas ve 2010/46 karar no ile sonuca bağladığı davadaki yürütme iptali kararı ile kanıtlandı.
Meslek Örgütleri’nin ve emekten yana güçlerin halkın haklarını savunduğu her durumu, “bu karşı çıkışlar ideolojik” telaffuzu ile geçiştirmeye çalışan Sayın İ. Melih Gökçek ve onun Neo-liberal piyasacı anlayışı mahkum edilmiştir. İnşaat Mühendisleri Odası ve TMMOB’ye bağlı diğer odalar rant ve yağma düzenine karşı halkın kamusal çıkarlarını savunmaya devam edeceklerdir. Eğer insanların doğa ve kentle kurdukları ilişkinin eşitlik ve özgürlük ilkelerine göre gerçekleşmesini ideolojik kabul ediyorlarsa İnşaat Mühendisleri Odası bunu gururla kabul etmektedir.
Bir kere daha yüksek sesle, “Gar Önü Katlı Kavşak Projesi” özelinde İ. Melih Gökçek ve zihniyetinin Ankara kentine ve Türkiye Cumhuriyetine karşı işlediği suçların takipçisi olacağımızı belirtiyor, bu suçların engellenmesi için Cumhurbaşkanı ve Başbakan da dahil herkesi kentine ve tarihine sahip çıkmaya çağırıyoruz.
İnşaat Mühendisleri Odası
Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı
Nevzat ERSAN
İMO ANKARA ŞUBESİ MEZUNİYET TÖRENLERİNDE YENİ İNŞAAT MÜHENDİSLERİNİN YANINDAYDI
İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Gazi ve Atılım Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü yeni mezunlarını mezuniyet törenlerinde yalnız bırakmadı.
11 Haziran 2010 Cuma günü Kampus İçi Spor Tesisleri’nde düzenlenen Gazi Üniversitesi mezuniyet törenine İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nden Şube Başkanı Nevzat Ersan, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Haluk Ekinci, Şube Sekreteri Buket Çelik ve Yedek Yönetim Kurulu Üyesi F. Akın Kurt katıldı. Nevzat Ersan, dereceye giren yeni mezunları tebrik edip, mesleğe hoş geldiklerini belirtti. Bütün mezunlara Oda rozeti ve ajandası ile meslek hayatlarındaki ilk baretleri hediye edildi.
24 Haziran 2010 Perşembe günü ise Amfi'de düzenlenen Atılım Üniversitesi mezuniyet törenine İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nden Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Haluk Ekinci katıldı. Ekinci, dereceye giren yeni mezunları tebrik edip, mesleğe hoş geldiklerini belirtti. Bütün mezunlara Oda rozeti ile meslek hayatlarındaki ilk baretleri hediye edildi.
BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANLIĞI MÜFETTİŞ YARDIMCILIĞI GİRİŞ SINAVI
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına sınavla, boş bulunan 7. ve 8. derece kadrolar için 19 Müfettiş Yardımcısı alınacaktır.
Alınacak Müfettiş Yardımcıları 14 inşaat mühendisliği ve 5 mimarlık meslek grubundan olacak, her iki meslek grubu için, belirlenen sayının altında kazanan aday bulunması durumunda, eksiklik sınav kapsamındaki meslek gruplarından Sınav Komisyonu kararı ile tamamlanacaktır.
PEYZAJ MİMARLARI ODASI MUĞLA İL TEMSİLCİSİ HÜLYA YOLCUBAL HAYATINI KAYBETTİ
TMMOB Peyzaj Mimarları Odası Muğla İl Temsilcisi Hülya Yolcubal, evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir.
Meslek onuruna başlı kaldığı ve ilkelerinden ödün vermediği için katledilen Hülya Yolcubal’ın cenazesi 19 Haziran 2010 Cumartesi günü ikindi namazının ardından Kocaeli Gölcük’te düzenlenecek törenle defnedilecektir.
Törene katılmak isteyenler için 19 Haziran 2010 Cumartesi günü saat 09.00’da EMO Ankara Şubesi önünden araç kaldırılacaktır. Araç organizasyonu için cenazeye katılmak isteyenlerin bugün (18.06.2010 Cuma günü) saat 18.00’e kadar 231 44 74 (dahili 132) numaralı telefondan üyesi bulundukları Odanın ismini belirterek kayıt yaptırmaları gerekmektedir.
TMMOB ANKARA İKK KOT KUMLAMA İŞÇİLERİNİN MÜCADELELERİNİ DESTEKLİYOR
22-23-24 Haziran 2010 tarihlerinde Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi kot kumlama işçileri ve aileleri ile birlikte yaşananlara dikkat çekmek ve bir kez daha seslerini duyurabilmek için Abdi İpekçi Parkı’nda üç gün süreyle eylem gerçekleştiriyor.
Kot kumlama işinde çalışan işçilerin tedavisi mümkün olmayan silikozis hastalığına yakalanmaları sonucu son iki yılda ülkemizde hepsi 35 yaşın altında birçok ölüm yaşanmıştır. Bu konuda mücadele yürüten Kot Kumlama İşçileri Mücadele Komitesi iki yıldır hasta işçilerin ailelerinin hakları için uğraş vermektedir.
TMMOB Ankara İKK Bileşenleri Kot Kumlama İşçileri'nin haklı mücadelesinin yanında olduğunu ifade etmek ve işçilerle dayanışma için 24 Haziran 2010 Perşembe saat 12.00'de TMMOB önünde buluşarak flamalar ile Abdi İpekçi Parkı'na yürüyecek, burada çadır kurmuş olan işçilere destek ziyaretinde bulunacaktır.
BARINMA HAKKI'NA MECLİS'TE GÖZALTI
Bugün meclis gündemine alınan "Kentsel dönüşüm yasası" ile ilgili mecliste grubu bulunan partilerle görüşmek üzere TBMM'ye giden Barınma Hakkı Büroları temsilcileri gözaltına alındı.
Meclis koridorlarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la karşılaşan Barınma Hakkı Büroları temsilcileri başbakana "Kentsel dönüşüm yasasını istemiyoruz. Yağma yasası çıkarıyorsunuz" deyince, başbakanlık korumaları tarafından gözaltına alındılar.
Dikmen ve Mamak Barınma Hakkı Büroları, AKP hükümeti tarafından çıkarılmaya çalışılan yasanın tam bir yağma yasası olduğunu savunuyor ve barınma hakkının tümden ihlali anlamına geldiğini ifade ediyorlar.
Yedi temsilciden oluşan heyet gözaltına alınarak Çankaya Emniyet amirliğine götürüldü. Gözaltına alınanların isimleri şöyle: Tarık Çalışkan, Candaş Türkyılmaz, Cumhuriyet Akyüz, Halil Ataş, Solmaz Erişçi, Mehmet Kama, Türkan Kama.
KESK YÖNETİCİLERİNE GÖZALTI
Ankara’da KESK MYK üyesi Akman Şimşek, SES MYK üyesi Meryem Öztürk, BES Ankara 1 No’lu Şube yöneticisi Ahmet Danacıoğlu’nun da aralarında bulunduğu yaklaşık 20 kişi bugün polis tarafında gözaltına alındı. Polisin avukatlara aktardığı bilgilere göre gözaltı gerekçesi Güler Zere için kampanya düzenlemek, Kızıldere katiamı ile ilgili anmalara katılmak…
Ankara polisi bugün yaklaşık 20 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında KESK MYK üyesi Akman Şimşek, SES MYK üyesi Meryem Öztürk ve BES Ankara 1 No’lu Şube yöneticisi Ahmet Danacıoğlu da bulunuyor.
Gözaltı gerekçesine ilişkin resmi bir açıklama yapılmış değil. Ancak polisin avukatlara aktardığı kadarıyla, gözaltına alınanlar Güler Zere’nin serbest bırakılması için kampanya düzenlemek ve Kızıldere anmalarına katılmakla suçlanıyor.
Hapishanede kansere yakalanan devrimci Güler Zere için ülke çapında yaygın kampanyalar düzenlenmiş, kamuoyu baskısı sonucunda Zere serbest bırakılmış ve kısa bir süre sonra da yaşamını yitirmişti. Diğer gözaltı gerekçesi de, Zere kampanyası gibi halk nezdinde yaygın bir meşruiyetle karşılanan Kızıldere anmaları.
AKP döneminde yapılan yeni yasal düzenlemelerle anmalar, insan hakkı odaklı dayanışma kampanyaları ve devrimcilerin cenaze törenlerine katılmak da “terör” konseptine dahil edilmeye çalışılıyor.
Sendika.Org’a konuşan KESK yöneticileri, avukatlar kanalıyla resmi açıklamaları aldıktan sonra konuyla ilgili bir basın açıklaması düzenleneceğini belirttiler. Gözaltıları kınayan ve üyelerinin derhal serbest bırakılmasını isteyen KESK yöneticileri, kamu emekçilerinin devlet memurları yasasına karşı bugün alanlara çıktığını ve bu gözaltıları da protesto edeceklerini belirtti.
Sendika.Org
15-16 HAZİRAN DİRENİŞİNİ UNUTMADIK!
Türkiye’de emekçilerin, örgütlenme hakkına ve sendikalarına sahip çıkma mücadelesinin en görkemli örneklerinden biri olan 15-16 Haziran Direnişinin kırkıncı yıldönümünü coşkuyla kutluyoruz.
Bundan tam kırk yıl önce, Sendikalar Yasası’nda gerçekleştirilen ve örgütlenme özgürlüğünü tamamen ortadan kaldıran değişikliğe karşı, 15 Haziran 1970’de İzmit ve İstanbul’daki sanayi bölgelerinde başlayan eylemler, yüz binlerce işçinin kent merkezlerine yöneldiği devasa bir direnişe dönüştü. İki gün boyunca kararlılıkla yürüyüşlerini sürdüren işçileri durdurabilmek için polis ve asker güçleri kullanıldı, yollar kapatıldı ve nihayetinde sıkıyönetim ilan edildi. 5 kişinin yaşamını yitirdiği olayların ardından DİSK Yöneticilerinin çağrısıyla işçiler fabrikalarına dönerek, direnişlerini bulundukları işyerlerinde devam ettirdiler. Bu kararlı direnişin etkisiyle, söz konusu yasa değişikliği Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.
Yüz binlerce emekçinin sendikalarına ve örgütlenme haklarına sahip çıkmak için sergiledikleri o görkemli direniş, toplumsal mücadeleler tarihimizin en önemli kavşaklarından birisi olmuştur. 15-16 Haziran, emekçilerin toplumsal güçlerinin gerçek boyutlarıyla sokaklara taştığı ve tüm ülkeye yayıldığı bir direniş olmuştur. Bu direnişin, bizlere bıraktığı en büyük miras, “örgütlü mücadele” bilincidir. Bu bilinç, tam kırk yıldır boykotlarda, grevlerde ve direnişlerde yaşamaktadır. Bu bilinç, işçilerin mücadelesini kamu emekçilerininkine, teknik elemanların mücadelesini işsizlerinkine, gençlerin mücadelesini kadınlarınkine ekleyerek çoğalmaktadır.
40 yıl önce, emekçilerin örgütlü mücadelesine saldırının biçimi sendika yasasının değiştirilmesiyken, bugün bu saldırı çok daha kapsamlı ve programlı biçimde yürütülmektedir. Neo-liberal ekonomik programın bir parçası olarak, sendikasızlaştırma, güvencesizleştirme, taşeronlaştırma ve işten çıkartmalarla sürdürülen bu saldırılar, emekçilerin yaşamını daha da zorlaştırmaktadır. Bu saldırıların en son adımı, 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası’nın değiştirilerek, kamuda çalışan milyonlarca emekçinin iş güvencesinin ortadan kaldırılması yönündeki çabalardır.
AKP Hükümeti tarafından amansızca yürütülen bu saldırılar, ancak ve ancak tüm emekçi kesimlerin birleşik mücadelesi ile püskürtülebilecektir. Güvencesizliğe ve 4-C uygulamasına karşı TEKEL İşçilerinin sürdürdüğü kararlı direniş hepimiz açısından ümit vericidir. Bugünün mücadele pratikleri, 15-16 Haziran Direnişi’nden miras aldığımız mücadele ruhuyla yoğruldukça, ümidimiz daha da artacaktır. Başta teknik elemanlar olmak üzere Türkiye’deki tüm emek ve demokrasi güçleri, 15-16 Haziran Direnişi’nden aldıkları ilhamla, mücadelelerini inatla ve kararlılıkla sürdürmeye devam edecektir.
Yaşasın 15-16 Haziran Direnişi, Yaşasın Emekçilerin Örgütlü Mücadelesi!
İMO Yönetim Kurulu
Gökçek ve Topbaş'a süper yetkiler:
AKP’nin yeni kentsel dönüşüm yasası, tüm yetkiyi büyükşehir belediyelerine veriyor, ilçe belediyelerini etkisizleştiriyor, büyükşehir belediyesi her yeri kentsel dönüşüm alanı ilan edebiliyor. Yasa değişikliği teklifi en çok Melih Gökçek ve Kadir Topbaş’ın işine geliyor:
AKP İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar ve 14 milletvekilinin hazırladığı Belediye Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi TBMM Genel Kurulu’nda bu hafta görüşülecek. Değişiklik teklifi, kanunun kentsel dönüşüm ile ilgili 73. Maddesi’ne odaklanıyor.
Değişiklik teklifine göre:
Buna göre; belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilecek.
Kentsel dönüşüm ve gelişim alanı olarak ilan edilecek alanın üzerinde yapı olan veya olmayan imarlı veya imarsız alanlar olması, yapı yükseklik ve yoğunluğunun belirlenmesi, alanın büyüklüğünün en az 5 ve en çok 500 hektar arasında olması, etaplar halinde yapılabilmesi hususların takdiri münhasıran belediye meclisinin yetkisinde olacak. İmar Kanunu'nda belediyelere verilen yetkileri kullanmaya Büyükşehir belediyeleri yetkili olacak. Verilecek kamulaştırmanın aceleliği kararı Büyükşehir belediye meclisi tarafından verilecek.
Tek yetki büyükşehir belediyelerinde:
Kanun teklifi, kentsel dönüşüm yetkisini tamamen büyükşehir belediyelerine veriyor. Kanun teklifi, kentsel dönüşüm kararlarına itiraz edebilecek ilçe belediyelerini de etkisizleştiriyor.
Devam eden davalar yeni kanuna göre değerlendirilecek:
Kanun değişikliği teklifi kabul edilirse, daha önce kentsel dönüşüm projelerine karşı açılan ve sonuçlanmayan davalar, yeni kanuna göre değerlendirilecek.
Her yer rantsal dönüşüm alanı:
Teklifte yer alan “imarlı imarsız, üzerinde bina olan olmayan bölgeler” ibaresi, büyükşehir belediyelerinin kendi sınırları içinde askeri alanlardan kamusal alanlara kadar her yeri kentsel dönüşüm alanı ilan edebileceğini gösteriyor. Değişik teklifinin kabul edilmesi, kentin istenilen bölgesi ya da parselinin rant bedeli ödenerek sahibinden alınmasının önü açılacak.
Kentsel dönüşüme yargı yoluyla itirazlar etkisizleştiriliyor:
AKP’li belediyeler daha önce kentsel dönüşüm projeleri kapsamında Dikmen, Mamak, Gebze ve daha birçok yerde halk muhalefetiyle karşılaşmış açılan davalar sonucunda kentsel dönüşüm projeleri iptal edilmiş ya da uygulanamaz hale gelmişti. Ayrıca, AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi daha önce AKP’li olmayan ilçe belediyelerinin sınırları içinde kalan kentsel dönüşüm projelerine ilçe belediyelerince itirazlar olmuş ve projeler durma noktasına gelmişti.
Topbaş ve Gökçek yasası:
Kanun teklifi, ilk defa İstanbul’da 9 Eylül 2009’da meydana gelen sel sonrasında Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından “özel bir kanun hazırlıyoruz” denilerek konuşulmaya başlanmıştı. Topbaş, kentsel dönüşüm projelerinin karşılaştığı yargı engelleri ve halk muhalefeti engellerinden şikâyet etmişti. AKP’liler, selden sonra Türkiye’de meydana gelen diğer sel ve depremlerin ardından kentsel dönüşüm projelerinin ivediliğinden bahseder olmuştu. 8 Mart’ta Elazığ’da meydana gelen depremin ardından TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, AKP’li büyükşehir belediye başkanlarıyla aynı şikâyetleri dile getirmişti.
Kanun değişikliği teklifi, haziranın ilk günlerinde gündeme geldi. Tekliften sadece 2 gün önce Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek, katıldığı “Büyükşehir Yönetimi Ulusal Kongresi”nde ilçe başkanlarının büyükşehir belediyeleri tarafından atanması gerektiğini söylemişti. Gökçek bu önerisini kentsel dönüşüm projelerinin önündeki “AKP’li olmayan belediyeler engelini” dile getirmişti. Öte yandan yasa teklifi Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin kentin çeperinde, nazım imar planına göre korunması gereken açık alan niteliği taşıyan boş alanlarda, plan kararlarına ve plan onama kararlarına karşı açılmış davalarla aynı günlerde gerçekleşti.
|
|
|
Anayasa Değişikliği: Bilmek ile inanmak arasında bir tercih…
|
Kardeşlik: Mutlu bir “hikâye” miydi yoksa hala mümkün mü?
|
Tiyatroda eski bir oyun ve kapanan bir perde: Kürt açılımı
|
Özet:Anayasa Değişikliği: Bilmek ile inanmak arasında bir tercih…
Özet:Kardeşlik: Mutlu bir “hikâye” miydi yoksa hala mümkün mü?
Özet:Tiyatroda eski bir oyun ve kapanan bir perde: Kürt açılımı
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ: Bilmek ile inanmak arasında bir tercih…
Siyasal alanı motive eden temel kaynak ‘umut’tur ve umut ancak vaatler ile beslenebilir. Vaat etme pratiği aynı zamanda bir inandırma çabasıdır. İnandırma ise iki biçimde işler: ilk olarak gelecek zaman kipinde yapılacak olanlara dair vaatler şimdinin olanakları ile beslenerek gerekçelendirilmeye çalışılır ve ikinci olarak da şimdi ve burada olanın ‘aslında ne olduğuna’ dair bir inandırma çabasıdır. Fakat bu ikinci inandırma biçimi ile ilgili olarak hemen şunu söylemek gerekir: burada mevcut durumun ‘aslında ne olduğunu’ anlatırken, anlatan iki taraftan biri illa da yalan söylemiyordur. Söz konusu söylem değerlendirilmekte olan şeye bakış açılarına göre değişir. Bakış açısı olarak bahsettiğimiz perspektif ise, değerlendirmede bulunanların sosyal ve sınıfsal konumlarına göre değişiklik gösterir. “Bir elmanın birbirinden farklı görünüşleri olabilir: masanın üstündeki elmayı bir an olsun görebilmek için boynunu uzatan çocuğun görüşü ve bir de, elmayı alıp yanındaki arkadaşına rahatça veren evin efendisinin görüşü.” Böylece elma aynı elma olsa da evin efendisi ya da hizmetçisi olmak arasındaki farklılık o elmanın değerlendirilmesini ve tanımlanmasını farklılaştırır.
Aynı şekilde gündemde olan anayasa değişikliği maddeleri ile ilgili değerlendirmelerin farklılık arzetmesi de sosyal ve sınıfsal konumlarımıza bağlı perspektif değişikliklerinden dolayıdır. Yoksa söz konusu anayasa değişikliğine dair maddeler aynen durmaktadır. Fakat doğal olarak kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı eşitsizlikler bu aynen duran anayasa maddelerini değerlendirirken farklılıklar yaratıyor. Örneğin; Anayasa Değişiklik Paketinin 11. maddesindeki danıştay yerindelik denetimi yapamaz ifadesi, dereleri ve yaşam alanları HES projeleri ile yağmalanan Karadeniz Köylüleri açısından bundan sonra kamu yararı gerekçe gösterilerek bu projelere dava açılamayacağı anlamına geliyor; fakat yine aynı proje uluslar arası sermaye ve HES sahibi şirketler tarafından yüksek kar marjı demek oluyor. Doğaldır ki referandumda verilecek oy da bu statülere bağlı olarak farklılıklar gösteriyor. Diğer taraftan perspektife bağlı farklılıklar sadece değerlendiren açısından değil aynı şekilde değişikliği önerenler açısından da görünüşe geliyor: YAŞ kararlarına yargı yolu açılırken, “grevsiz toplu sözleşme” gibi bir ucubenin muhatabı olan memurlarda hakem kurulunun kararlarına yargı yolu kapatılıyor. Burada da emekçilerden ya da sermayeden yana konumlanmanın açık bir görüntüsü ortaya çıkıyor.
Elbette parlamenter demokrasilerde siyasal alanın şekillenmesi ve o alanda verilecek olan kararlar yukarıda söylenildiği gibi farklı sınıfsal katmanların karşı karşıya gelmesiyle belirlenir ve buradaki inandırma çabası bu kökenden beslenir. Fakat çok zaman bu inandırma çabası kimi argümanlar aracılığıyla maniple edilir ve belirli bir sınıfın çıkarına olan söz konusu değişiklik bütün toplumun çıkarınaymış gibi gösterilir. Gündemdeki Anayasa Değişikliği Referandumu tam da böyle manipülasyonun en açık ve düzeysiz halini gözlerimizin önüne serer.
Aşağıda belirteceğimiz birçok değişikliğin işçiler, memurlar ve emekçi yurttaşlar açısından bırakın olumlu bir dönüşümü, tam tersine haklar açısından büyük zararlar getireceği ve bu anayasa değişikliklerinin sermayeden yana bir tavır aldığının çok açık olmasına rağmen, ‘evet’ propagandaları sanki tüm yurttaşlar açısından pozitif değişiklikler gerçekleştiriyor görüntüsü altında veriliyor. Bu görüntüyü yaratmak iç | | |